Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Genel manada avukatlık mesleğinin özelliklerine, bu kapsamda ceza avukatlığına değinmiş, ağır cezalık davalarda bir ağır ceza avukatı olmanın ehemmiyetine vurgu yapmıştım.

Geçen vakit içerisinde karşılaştığım sual ve meseleler, konuyu yine gündeme getirmemi ihtiyaç duyulan kılmıştır.

Bu yazıda, ağırlıklı olarak bir ağır ceza avukatında aranması şart olan özellikleri irdeleyecek, ağır ceza avukatı olmanın mesuliyet ve gereklerine yer vereceğim.

Konuyu, genel hatlarıyla giriş, ağır ceza davalarında uygulamada karşılaşılan meseleler, ağır ceza avukatı olmanın ehemmiyeti ve genel değerlendirme olmak üzere, dört ana başlık altında ele alacağım.

A. Giriş

Malum, yargı örgütü, ana bölümleme olarak adli, yönetimsel ve askeri yargı şeklinde sınıflandırılmıştır. Ceza avukatlığına yönelik olduğundan, değerlendirme adli yargı açısından yapılacaktır. Bu doğrultuda bakıldığında, adli yargı, hukuk ve ceza olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır.

Ceza yargılaması; tahkikat açısından, asal bakımından Cumhuriyet savcıları ve sulh ceza hâkimlikleri, kovuşturma açısından da ceza mahkemeleri aracılığıyla yürütülmektedir. Ceza mahkemeleri ise son zamanlarda, asliye ceza ve ağır ceza olmak üzere, iki ana mahkemeden oluşmaktadır.

5235 sayılı yasanın 12. maddesi uyarınca, ağır ceza mahkemeleri, yasaların ayrı olarak görevli kıldığı hâller gizli kalmak üzere, Türk Ceza Yasasında yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî vesikada düzmececilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Yasasının ikinci kitap dördüncü bölümünün dördüncü bölümünde tanımlanan Devletin güvenliğine karşı suçlar, beşinci bölümünde tanımlanan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, altıncı bölümünde tanımlanan Ulusal savunmaya karşı suçlar ve yedinci bölümünde tanımlanan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış ömür boyu mapus, müebbet hapis ve on seneden fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla alakalı dava ve işlere bakmakla görevlidir.

Görüldüğü üzere, ağır cezalık davalar isimleri kadar muhteva itibariyle de ağır suçlardan oluşmaktadır. Bu vesileyle, kendileri kadar avukatlığının da ehemmiyeti büyüktür.

B. Uygulamada Karşılaşılan Meseleler

Ceza yargılamasında malum, re’sen araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Dolayısıyla, iyi bir soruşturma ve kovuşturma davanın mukadderatını etkiler. Re’sen araştırma ilkesi sebebiyle, iyi bir savcı ve yargıç kontrolündeki bir davanın seyri de iyi olacak, adil bir neticeye erişmekte büyük rol oynayacaktır. Ancak, yeterince birikimli olmayan veya kendini veremeyen bir savcı ve yargıç idarenindeki bir davanın aynı şekilde adaletsiz bir netice yaratabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.

Ülkemizde, soruşturma ve kovuşturma dosya sayısının milyonlarla dile getirildiği ve ancak oniki bin savcı ve yargıcın görev yaptığı gözetildiğinde, tüm soruşturma ve kovuşturmaların sıhhatli sonuçlanmasını beklemek büyük bir iyimserlik olur. Nitekim bu yüzden, sık sık soruşturmaların ve yargılamaların adaletsiz sonuçlandığından yakınılır.

Yukarıda izah eden hatalı sonuçların önüne geçmenin en ehemmiyetli yolu yargıya yardımcı olmaktır. Natürel olarak bunu da yapacak olan avukatlardır.

Gerek yargıç ve Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, gerek Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığım dönemlerde bizzat edindiğim gözlemlerden ve gerekse emekli olduğum 2013 seneninden bu yana karşılaştığım yakınmalardan, bir hayli dosyada ne yazık ki avukatların yargılamaya ciddi bir katkı sağlamadığını veya sağlayamadığını görüyorum.

Uygulamada, avukatların ceza yargılamasına katkı sağlamada yaşadıkları sıkıntının temelinde yatan etkenin, büyük ölçüde ihtisas alanı farklılığından kaynaklandığını gözlemledim. Bu kapsamda, sözgelişi daimi icra avukatlığı yapan ve belki hayatı süresince özel ihtisas gerektiren bir uyuşturucu davasına şahit olmamış bir avukat, belirtilen bir davada katkı sağlayamamaktadır. Aynı mesele, ağırlaştırılmış ömür boyu, ömür boyu veya 15-20 senelik mapus cezalarını gerektiren öldürme, yağma, düzmececilik, dolandırıcılık gibi suçlarda da kendini göstermektedir.

Dava dosyalarını incelerken karşılaştığım hatalar, daha çok, şart olan yerde müdahale etmeme, aleyhe gitmekte olan gelişmeyi görmeme, var olan bir ispatın değerlendirme dışı bırakılmasına suskun kalma, uydurulan bir delilin sonradan yaratıldığını fark etmeme, dosyaya yeterince hakim olmama, hangi davada ne tür delillerin toplanması gerektiğini bilmeme, müddetlerin farkında olmama, yargılama yolunu yeterince bilmeme şeklinde kendini göstermektedir. Bu nedenleri daha da artırmak imkanlıdır.

Davanın taraflarından aldığım belli başlı yakınma ve tesbitler, sadece tanıdık olunduğu için, uygun fiyat söylendiği veya ücret alınmadığı için, net salıverdiririm veya net salıverilme ettiririm dendiği için, netice almada belirli bir üst müddet verildiği için, görülen dava ile ilgili gerçekte yeterli bilgi sahibi olunmadığı halde uzmanmış gibi izlenim bırakıldığı için, adli olmaktan çok değişik yollarla netice alınacağı teminatı verildiği için avukatın tutulduğu şeklindedir.

Bu ve buna benzer örnekleri artırmak imkanlıdır. Kolay bir örnek vermek gerekirse, Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı yaptığım dönemde, bir yargılama esnasında, maznun hakkında Cumhuriyet Savcısının daha az ceza öngören legal savunma hudutlarının aşılması kararlarının uygulanmasını istediği bir davada, sanık avukatının ısrarla müvekkili için daha çok ceza öngören haksız tahrik kararlarının uygulanmasını istediğine bizzat şahit olmuşumdur. Bundan çıkardığım sonuç, ağır ceza davasında sanık vekilliği yapan tüm avukatların ceza hukuku alanında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve müvekkili lehine davranamadığıdır.

B. Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Bir evvelki yazımda, tüm hukuk dallarında yarım bilgi sahibi olmaktansa, belirli bir dalda uzmanlaşmanın ehemmiyetine değinmiştim. İnancım odur ki, her şeyi bildiğini iddia eden, aslında her şeyin bilinemeyeceğini bilmeyendir. Diğer anlatımla, her şeyi yaparım demek, hiçbir şeyi tam yapamamak demektir.

Ne yazık ki ülkemizde avukatlıkta uzmanlaşma müessesesi yoktur. Çoklukla ağır ceza davası alan avukatlara da ağır ceza avukatı değil ceza avukatı denmektedir. Ceza avukatı tabiri de resmi bir unvan değil halk arasındaki bir söylemdir. Halk arasında ceza soruşturmalarını ve davalarını takip eden avukatlara ceza avukatı denilmektedir.

Ağır ceza avukatı, ceza avukatı, iyi veya çok iyi ağır ceza yahut ceza avukatı, hangi dava ve ispat olursa olsun, müvekkilini salıverilme ettiren veya müvekkili lehine salt netice alan avukat demek değildir. En iyi ceza avukatı da olsa, avukatın işlevi, davaya katkı sağlamaktır. Müvekkil lehine görülemeyenlerin görülmesini sağlamak, teorik ve uygulama alanından kaynak bulmak ve bunları yerinde ve vaktinde kullanmak, eksiklikleri ve hataları fark etmek ve gidermeye çalışmaktır.

İyi bir ceza avukatı, istisnai vaziyetler mevzubahis olmadıkça hukuk davası almaz. Uzmanlaşma her alanda olduğu gibi ceza avukatı olmada da büyük ehemmiyet taşımaktadır. Bu vesileyle, “iyi bir ceza avukatı veya ağır ceza avukatı hangi özelliklere sahip olmalıdır?” sorusuna verilecek cevap, ilk olarak alanında iyi olmaktır. Ceza ile ilgili kendini geliştirmiş, bu alanı bir uzmanlık olarak görmüş olmaktır. Aslında iyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özellikler kendi isminde saklıdır.

Her şeyden önce ceza hukukunu iyi bilmek gerekir. İyi bir ceza avukatı, ceza usulünü çok iyi bilmelidir. Usulü iyi bilmeyen, esas hakkındaki bilgisini de tam olarak yansıtamaz. Usul esasın lideridir. Hukuk ve ceza usulünün ciddi farklılık gösterdiği sistemimizde, hem hukuk hem de ceza alanında uzman olmak hemen hemen imkansız denecek kadar zordur. Otuz seneye yakın kısmen hukuk ve büyük ölçüde ceza yargıçlığı yapmış biri olarak, bir hukukçunun, dolayısıyla bir avukatın her ikisinde bu arada uzmanlaşabileceğine inanmıyorum. Nitekim bende kendimi çok kısa bir hukuk yargıçlığından sonra, sulh ceza, asliye ceza yargıçlığı ve ağır ceza mahkemesi başkanlığı yapmak ve en son Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından emekli olmak suretiyle ceza hukuku alanında geliştirdim. Bu yüzden, bilgi sahibi olduğum halde, avukatlık yaparken hukuk davası almamaya önem verdim. Avukatlık mesleğini yürüttüğüm sürece bunu böyle devam ettirmeyi de düşünüyorum. Unutulmamalı ki, özgürlüğü kısıtlamak, insana verilebilecek en büyük cezalardandır. Bu yüzden insan özgürlüğü ile direk ilintili bulunan ceza avukatlığı aynı paralellikte önem taşımaktadır.

İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri, isminden da anlaşılacağı üzere, ağır ceza avukatı olmak, diğer bir anlatımla cezanın ağırını bilmektir. Ceza hukuku geniş bir alandır. Ceza davaları da aynı doğrultuda çok kapsamlıdır. Burada önemli olan husus, ceza içerisinde ağır cezaya da yeterince hakim olmaktır.

Ağır ceza avukatı, ağır cezalık davalarda uzmanlaşmış avukat demektir. Ağır cezalık davalar ise yukarıda izah etmiştir. Bu kapsamda bakıldığında, ağır cezalık suçlar konusunda tecrübeli olmak, kendini geliştirmiş olmak gerekir. Yedi seneye yakın ağır ceza mahkemesi başkanı, on iki sene kadar da Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla ağır cezalık davalara bakan bir uygulayıcı ve sonrasında ağırlıklı olarak ağır cezalık davaları takip eden bir avukat olarak, ağır cezalık davalara ve dolayısıyla uygulamadaki isimiyle ağır ceza avukatlığına kendimi yakın hissediyor ve hukuk davası almamaya önem veriyorum. Görüşüm odur ki, ceza avukatı, hukuk avukatı, idari yargı avukatı gibi alanlarda uzmanlaşma olmadıkça ne iyi bir ağır ceza avukatı ne de iyi bir hukuk veya idari yargı avukatı olunabilir.

İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri de, isminde da bulunduğu üzere ceza avukatlığında iyi olmaktır. İyi kavramını uzmanlaşma şeklinde anlamak gerekir. Ceza veya ağır ceza konusunda bilgi sahibi olmak iyi bir ağır ceza avukatı olmak için yeterli değildir. Halk dilinde de olsa bu sıfatı alabilmek için, imkanlı olduğu kadar ceza alanında kendini geliştirmek koşuldur. Tabiidir ki, uzmanlaşma, çok fazla emek ve mesai gerektirir. Bu da ancak birikimle veya diğer hukuk alanlarına harcanacak zamana karşılık yalnızca bu alana odaklanıp sürekli kendini geliştirmekle imkanlıdır. Halk arasında yaygın olan “iyi bir ağır ceza avukatı sanığı ipten alır” sözü de ancak böyle gerçekleşebilir.

Yukarıda yazılı özelliklere sahip olan bir avukatın, tabii olarak özgüveni yüksek olur. Buşekilde kendine güvenle işe koyulan bir avukatın muvaffakiyet talihi da aynı doğrultuda olur. Bu güven istenen sonucu da beraberinde getirir.

C. Genel Değerlendirme

Avukatlık bir savunma sanatıdır. Ceza avukatlığı, kişinin onurunu, hak ve özgürlüklerini savunmakla yakın alakalıdır. Bu nedenle, bir ağır ceza avukatı, hukuka ters seyre karşı gerekli etken rol oynayarak hukuk devletinin oluşumuna katkı sağlar.

İster sanık, ister zarar gören olsun, ne kadar erken avukatın yardımından faydalanılırsa avukatın katkısı o derece yüksek olur.

İyi bir ağır ceza avukatı, üzerine aldığı sorumluluğun şuurundadır. Alakaların duymak istediklerini değil, gerçek vaziyetin ne olduğunu aktarır. Emin bir ceza avukatı, asla davanın sonucu konusunda garanti vermez. Bilhassa, salıverdireceğini, beraat ettireceğini, kesin olarak davayı belli bir istikamette sonuçlandıracağını söyleyenlere temkinle yaklaşılmalı, saygı gösterilmemelidir. Ne yazık ki, bu konuda piyasada ciddi dolandırıcılar vardır. Yargıca, savcıya para vererek veya başka yolla netice alacağını söyleyenlere inanılmamalıdır.

İyi bir ağır ceza avukatı bulduğunuza karar vermeden önce, birebir görüşmekte fayda vardır. Böylelikle avukatın üzerinizde bırakacağı tesir sizi avukatı belirlemede büyük rol oynayacaktır.

Unutulmamalı ki, bir avukat bir davanın neticesiyle alakalı garanti veremez. Bu yüzden, iyi ağır ceza avukatı ararken, sonuçla alakalı net netice bildirenden çok, güven veren, netice almak için en iyi takibi yapmaya ehil ve birikimli olduğuna inanılan avukat seçenek edilmelidir.

 

Mersin Hukuk Bürosu İletişim:  (0324) 336 55 58

İŞ DAVASI

MERSİN İŞ HUKUKU HAKKINDA GENEL BİLGİLER / KURAN CİNBAŞ HUKUK BÜROSU

KIDEM TAZMİNATI ALACAĞI: İşçinin detaylı sebeplerle işyerinden ayrılırken işveren doğrulusunda iş yasau gereğince işçiye vermiş bulunduğu bir tazminat türüdür. Kendi arzusuyla işten ayrılan işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz .Kıdem tazminatı brüt ücret üzerinden hesaplanır. Yalnızca damga vergisi kesintisi yapılır. (Gelir Vergisi Kanunu Madde 25/7 (2320 sasenesi Kanunun 2’nci maddesiyle değişen bent gereğince ) Kıdem tazminatı’nın söz hususu olabilmesi amacıyla işçinin çalışma vakitınin tam bir senesi doldurmuş olması lüzumir.

İHBAR TAZMİNATI ALACAĞI: Süresi belirli olmayan sıksık hizmet akitlerinin İş Kanununun 13. maddesinde belirti edilen temellara uyulmadan sona erdirilmesi durumunda işi terk eden işçi ya da işçinin işine son veren işveren aynı maddede belirti edilen bildirim önellerine (iş akdinin feshedileceğinin belli bir vakit eskiden bildirilmesi) dair ücret tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür. Bu şekilde ödenecek tazminat uygulamada “İHBAR TAZMİNATI’ olarak adlandırılmaktadır

HİZMET TESPİTİ DAVASI: Sigorta bildirimi yapılmadan çalışan işçilerin, sigortasız geride bıraktığımız bu vakitlerini sigortalı duruma getirebilmek amacıyla görevli ve yetki sahibi İş Mahkemelerinde, İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri vasıtasıyla açtıkları davalara hizmet belirleme davası denir. Tespit davasının açılması amacıyla olmazsa olmaz koşullar şunlardır:
a- Sigortasız çalışma,
b- Çalışmanın kuruma bildirilmemiş ya da kurumca saptanmamış olması,
c- 5 sene içersinde dava açılması.

İŞE İADE DAVASI: 4857 sasenesi İş Kanunu’nun 20. maddesinde, geçerli bir namacıyla bulunmadan ya da sebep gösterilmeden oluşturulan fesihlerin geçersiz kabul edileceği yasa maddesi durumuna getirilmiştir. Böylece iş temasının sıksıkliği ve istikrarı sağlanmaya çalışılmıştır. Aynı İş Kanunu’nun 18, 19, 20, 21, 22 ve 29. maddeleri ile işverenin bireysel ve toplu işçi çıkarması durumları sınırlandırılmış ve kurallara bağlanmıştır. Hem de İş Kanunu madde 116 uyarınca, İş Kanunu’nun 18, 19, 20, 21 ve 29. maddeleri, 5953 sasenesi Basın İş Kanunu’na kıyas yolu ile uygulanacaktır. Bu durumda, Basın İş Kanunu kapsamına giren gazeteciler de iş emniyetinden faydalanabilir duruma getirilmişlerdir. Fakat bütün bu olumlu planlamalere rağmen, Deniz İş Kanunu ve Borçlar Kanunu kapsamında kalan ve iş sözleşmesi ile çalışan işçiler iş emniyetinden faydalanamamaktadır.

İŞE İADE DAVASINDA DAVA AÇMA SÜRESİ NEDİR?
İş K. m. 20/1 uyarınca, iş sözleşmesi feshedilen işçi, geçersiz bulunduğunu düşündüğü fesih bildiriminin tebliğinden itibaren BİR AY içersinde işe iade davası açmalıdır.

İŞE İADE DAVASININ SONUÇLARI NELERDİR?
İş sözleşmesi işveren doğrulusunda sebep gösterilmeden ya da geçersiz sebeple feshedilen işçi, açmış bulunduğu işe iade davasını kazandıktan sonra, geçersiz kabul edilen fesih namacıylaiyle, boşta geride bıraktığımız vakitye dair ücretini ve diğer haklarını talep etme hakkına sahip olur..

İş K. m. 21 uyarınca, feshin geçersizliğine karar verilmesi durumunda işveren işçinin müracaatını tebliğ aldıktan itibaren işçiyi bir ay içersinde işe başlatmak mecburiyetindedır. İşveren bu vakit içersinde işçiyi işe başlatmazsa mahkeme doğrulusunda belirleme edilen tazminatı ödemekle yükümlü olacaktır.

ÜCRET – FAZLA MESAİ – SENELİK İZİN – HAFTA TATİLİ – BAYRAM TATİLİ ALACAKLARINA İLİŞKİN AÇILAN ALACAK DAVASI :
İşçi emeğinin karşılığı olan ÜCRET işçi amacıyla en mühim hak, işveren amacıyla de en mühim borçtur. İş yasau 32/4 maddesinde işçi ücretinin en geç ayda bir ödeneceği belirtilmiştir. Yine ücretin saatinde ya da hiç ödenmemesi durumunda işçinin iş akdini tek doğrultulu olarak feshetme hakkı doğmaktadır.

Bunun gibi işçinin ücretine ek olarak çok mesailerinin, senelik izin ücretlerinin, bayram ve haftalık tatil ücretlerinin ödenmemesi durumunda işçi iş akdini feshedip bütün bu alacaklarının tahsili amacıyla İş Mahkemesinde dava açabilir.

KÖTÜNİYET TAZMİNATINA İLİŞKİN DAVA: İş emniyetinin uygulanma kısmı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, işveren doğrulusunda fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiğinde , işveren işçiye bildirim (ihbar) vakitınin üç katı tutarında tazminat ödemek mecburiyetindedır. Uygulamada bu tazminatın adı Kötü Niyet Tazminatı olarak geçmektedir. Bu tazminat hakkı, iş emniyeti kapsamı dışında kalan işçilerin iş sözleşmelerinin, işveren doğrulusunda kötü niyetli olarak feshedilmesini, daha doğrusu işverenin fesih hakkını kötüye kullanmasını önlemek amacıyla getirilmiştir. Örneğin, kendisi ile ilgili bir şikayette bulunduğu ya da kendisi aleyhinde dava açtığı ya da diğer bir davada şahitlik yaptığı amacıyla işveren işçiyi işten çıkarmışsa burada kötü niyetli saseneacaktır.

ÇALIŞMA BELGESİ TAZMINATI: İşten ayrılan işçiye, işveren doğrulusunda çalışma belgesi verilmesi lüzumlidir. Burada işten ayrılmanın ne şekilde bulunduğunun bir önemi olmayıp, istifa da etse, işten de çıkartılsa çalışma belgesi verilmelidir. Çalışma belgesinde, işin çeşidinin ne bulunduğu ve vakitı söylenmelidir .Çalışma belgesini düzenleyen İş Kanunu’nun 28. maddesine göre, çalışma belgesinin vaktinde verilmemesinden ya da belgede doğru olmayan bulgular bulunmasından zarar gören işçi ya da işçiyi işine alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir.

İş Kanunu’nun 99/C maddesine göre, İş Kanunu’nun 28’inci maddesine aykırı olarak çalışma belgesi planlama yükümlülüğüne aykırı davranan ya da bu belgeye gerçeğe aykırı bilgi yazan işveren ya da işveren vekiline bu haldeki her işçi amacıyla 2014 senesinde 122 TL para cezası verilecektir.

SENDİKAL TAZMİNAT DAVASI: 6536 Sasenesi Sendikalar ve Toplu İş sözleşmesi yasaunun 25 inci maddesinde; İşverenin, sendikaya üye olan işçilerle sendika delegesi olmayan işçiler ya da ayrı sendikalara üye olan işçiler arasında, çalışma şartları ya da çalıştırmaya son verilmesi bakımından rastgele bir fark yapamayacağı belirtilmiş , işverenin fesih (işten çıkarma) dışında yukarıdaki fıkralara aykırı hareket etmesi hâlinde işçinin bir senelik ücreti tutarından az olmamak üzere tazminata hükmedileceği belirtilmiş ve belirti edilen hal ve haller namacıylaiyle işçinin İş Mahkemesine dava açması ve haklılığının meydana çıkması durumunda, mahkeme işverenin işçiye bir senelik ücreti tutarından az olmamak üzere tazminat ödemesine karar sunar ki bu tazminata sendikal tazminat denir.

İŞ KAZASI NEDENİYLE AÇILACAK OLAN MADDİ – MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI:
MADDİ TAZMİNAT Davası (İş kazası namacıylaiyle): İş kazası yaşamış işçi, ruhen ve/ya da bedenen zarara uğramış olabilir. İşte ruhen ve/ya da bedenen zarar gören işçinin bu zararını gidermesi adına Türk Borçlar Kanunu gereğince dava açma hakkı bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 51 ve devamında düzenlenen haksız fiil sonucunda tazminat maddelerine göre iş kazası yaşamış işçi cismani zarar durumunda zararının giderilmesini talep edebilecektir. Bunun yanı sıra ölüm ve bedensel zararlarda zarara uğrayan işçi birtakım giderlerin karşılanmasını talep edebilecektir. Ölüm ve bedensel zarar durumunda iş kazası yaşamış işçi ya da ölen işçinin yakınlarının parasal tazminata husus olan alacak hakları doğmaktadır..

İş kazası yaşamış işçi, ilk olarak iş kuvveti kayıbına uğramışsa , bunu talep edecektir. Fakat iş kazası ve sonrasındaki vakitçte kendine bağlanan aylıklar bir nebze zararını karşılasa da bireyin çalışamamasından kaynaklı yaşayacağı parasal ve manevi zararın tamamını kapatması olası olmayacaktır. Hal böyleyken en mühim husus, işçinin çalışma kuvvetinün azalmasından ya da yitirilmesinden ötürü uğrayacağı zararlardır. Bu zararlar lüzum parasal lüzumse manevi olacağından , alıncak rapor eder ve toplanan kanıtlar tarafında zararın giderilmesi sağlanmalıdır. Burada ihmal edilmemesi lüzumen en mühim husus kazanın oluştuğu andan itiaberen bütün kanıtlarin sıhhatli bir şekilde toplanmasını sağlamak olacaktır.

MANEVİ TAZMİNAT Davası (İş kazası namacıylaiyle): İş kazası namacıylaiyle bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, vakanın özellikleri göz önünde tutularak, zarar görene ideal bir oran paranın ödenmesi kabul edilmiş ilaveten ağır bedensel zarar ya da ölüm durumunda de zarar görenin ya da ölenin yakınlarının da manevi tazminat talep edebileceği Türk Borçlar Kanununda yer almıştır.

İş kazası namacıylaiyle, direkt olarak doğruya cismani zarara maruz kalan bireyin, eş ve çocuklarının ruhsal sağlığı ağır şekilde bozularak şok geçirip tedavi olmak mecburiyetinde kalmaları durumunda illiyet bağı gerçekleşmiş saseneacağından Borçlar Kanunu’nun 47. maddesine dayanarak manevi tazminat isteyebileceği açıktır.

DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI (İş kazası namacıylaiyle): Destekten yoksun kalma tazminatı, iş kazası sonucunda ölüm hadisesinin gerçekleştiği vakit meydana çıkacak tazminat türüdür. Nitekim bu tür tazminatın tabiatı gereği, iş kazası ya da meslek hastalığı sonucunda bir ölüm meydana gelmeli, ölen işçinin yakınlarının bu şahsın desteğinden yoksun kalacak olmaları lüzumlidir. Gerçekten de işçinin iş kazası sonucunda ölmesi durumunda ; işçinin varsa eşi, çocukları ve bakmakla yükümlü bulunduğu kimseler, işçinin desteğinden yoksun kalacaklar ve parasal yönden kayba uğrayacaklar. Destekten yoksun kalma tazminatında temel husus , ölen şahsın yaşamaya devam etmesi durumunda ilgililere desteğe devam edecek olmasıdır. Bu tarafta destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi amacıyla şu iki şartın gerçekleşmesi lüzumlidir :

Ölen işçi, sağlığında destekten yoksun kalacağını iddia eden şahıslara bakacak güçte olmalı
Tazminat talep edenler , ölen işçinin yardımına muhtaç olmalı
İş Kazası Nedeniyle Açılacak Tazminat Davalarında Zamanaşımı : İş kazası namacıylaiyle açılacak parasal ve manevi tazminat davalarında vakitaşımı genel hükümlere göre çözümlenecektir. Zamanaşımı, iş kazasının gerçekleştiği günden itibaren 2 sene ve herhalde 10 senedır. Bu vakitlerin sona ermesiyle beraber iş kazasına bağlı olarak yapılacak tazminat istekleri vakitaşımına uğrayacaktır.

İş Kazası Neticesinde Açılacak Davalarda Avukatın Önemi : İş kazası yaşamış işçinin, iş kazası sonrasındaki vakitci iyi irdelemesi ve hukuki yönden kusursuz bir çalışma gerçekleştirmesi lüzumlidir. Olayın ısısı ya da yaşanan kazanın vehametinin büyüklüğü namacıylaiyle olayla ilgilenmenin zor bulunduğu hallerde kanıtlarin toplanması kişilerce ihmal edilebilir. İşbu amaçla bu tür işlemlerin profesyonel bir çalışma lüzumtirmesi, iş kazası vakitcinin kurumlar arası alışverişlerde mühim bir yer alması ve çoğu kurumla etkileşimi yanında barındırması avukatın önemini meydana çıkarır. İşbu amaçlarle İş kazası sonucunda açılacak parasal tazminat ve manevi tazminat davalarında Hukuk Büromuz ile çalışılması ve hukuki yardım talebinde bulunulması amacıyla vekaletname bulgularimizi aktarmaktayız :

 Ücretsiz Danışmanlık Servisi:

(0539) 238 15 39

 (0324) 336 55 58