Miras Hukuku Avukatı Mersin

Kalıt hukuku alanında;
Kalıtçılık vesikasının (Veraset İlamının) alınması
İzale-i şuyu davaları
Terekede ihtiyati önlemler
Kalıt şirketine mümessil atanmasına ait davalar
Kalıtçılık vesikasının iptali davaları
Kalıtta defter tutulması
Vasiyetnamenin iptali davaları
Kalıtta iade davaları
Kalıt sözleşmeleri
Vasiyetname tertip etmeleri
Taksim sözleşmeleri 

AİLE HUKUKU AVUKATI MERSİN

BOŞANMA DAVASI AÇILIRKEN YAPILMASI GEREKENLER ;
İlk olarak dava açmak isteyenlere tavsiyemiz, dava evresinde ve dava sonrasında uğrayacağınız hak kayıplarını önlemek emeliyle kesinlikle bir avukatın yardımına müracaat etmeniz. Bu yardım yazılı olabileceği gibi sözlü olarak da istenebilir. Alınacak yardım neticesinde tüm taleplerinizi bir arzuhal haline getirip tarafların son 6 ay beraber yaşadıkları yerdeki veyahut taraflardan birinin ikametgahlarının bulunduğu yer Aile Mahkemesi’ne müracaat edilir.

Bu izahlar ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI İÇİN KISMEN GEÇERLİDİR. ÇÜNKÜ TARAFLARIN ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI AÇMASI VAZİYETİNDE BELİRLEDİKLERİ RASTGELE BİR YERDEKİ AİLE MAHKEMESİNE DE MÜRACAAT ETMELERİ OLASIDIR. 

Bir diğer husus ise dava arzuhalinin muhtevasıdır. Bilinenin aksine yalnızca ‘boşanmak istiyorum’ demek boşanma davasında yeterli değildir. Evvela kusurlu eşin dava açma hakkı bulunmadığından olası mevki bu evliliğin bitmesinde kusuru olmayan tarafın dava açması gerekmektedir. Tabi bu kusurun göreceli oluşu ve de kimse bir evlilikte kendini kusurlu görmeyeceği için, kusuru diğerine göre daha az olan taraf ta dava açabilmektedir. Ancak dava iddialardan oluşacağından illa ki bu iddiaların kanıtı gerekecektir. Bunun için de ilk paragrafta belirttiğimiz gibi kişilerin kanıtlarını toplama ve sunma hususunda mutlaka bir avukata müracaat etmeleri faydalarına olacaktır. Tabi ki şahıslar avukat tutmadan da davalarını açıp, yürütebilirler ancak karşılaştığımız pek çok davadan edindiğimiz deneyim şudur ki; hukukta bir işlemin yapılması, dilekçelerin sunulması için net müddetlerin kaçırılması halinde , yapılacak hiçbir şey kalmadığında, istenecek yardımın da bir yararı olmayacağıdır. Pek çok kişi dava açarken almadığı yardımı dava mertebesinde istediğinde , kaçırmış olduğu müddetlerden kaynaklı olarak hak kaybına uğramaktadır.

BOŞANMA DAVASI HANGİ NEDENLERLE AÇILIR:

1-) ANLAŞMALI BOŞANMA: Kimse izdivaç ederken boşanmak için izdivaç etmez. Ancak evlilik birliğinin tamamiyle sonlanması hususunda artık hem fikir olunmuşsa , bir çok insan , izdivaç ederken gösterdikleri saygıyı boşanırken de gösterebilmektedirler. Bu da anlaşmalı boşanma müessesenini doğurmuştur. Ortak çocukları varsa onların velayetinden tutun da , sahip oldukları menkul, gayrimenkul ve araçların paylaşımına, nafaka, tazminat konularına kadar her konuda anlaştıklarını gösterir bir protokol tertip ederek tek celsede boşanabilmektedirler. Elbette ki bir çok insan bu şekilde boşanma yolunu seçerek, yıpranmadan ve hırpalamadan boşanmayı muvaffak olabilmektedir. Ancak yaşanılan olayların boyutları gereği anlaşma tabanı yakalayamayanlar da çekişmeli boşanma davası açarak taleplerini ifade etmektedirler.

2-)GENEL BOŞANMA ( ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK) : Ülkemizde açılan boşanma davalarının içerisinde en çok kullanılan gerekçedir. Zira yaşanılan meselelerin kaynağı ne olursa olsun neticede oluşan ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK olduğundan, dava konusu bölümüne yazılan hep bu gerekçe olmaktadır. Bu davada davayı açan kişi, evliliğin bitmesinde karşı tarafın kusurlu olduğunu şahit ve diğer kanıtlarla kanıtlamak zorundadır.

3-) ÖZEL BOŞANMA SEBEPLERİ: Anlaşmalı boşanma ve şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma davalarının dışında bir de özel boşanma sebepleri vardır. Bunlar da Bunla da altı aydan fazla sürmüş terk, akıl hastalığı, cana kast ve fena muamele, onur kırıcı davranış, zina, suç işlemek ve itibarsız hayattır. Ancak genel anlamda gerekçe olarak gösterilen nedenlerden sayılmaz. Zira pek çok mesele genel bir kapsam olan şiddetli geçimsizlik başlığı altında toplandığından daha çok boşanma davalarında davanın konusu olarak şiddetli geçimsiz sebebiyle açılan boşanma davası gösterilir.

KENDİSİNE DAVA AÇILAN EŞ BOŞANMAYI İSTEMİYORSA BU DAVAYI NASIL ETKİLER? 
Eşlerden birinin boşanmak istememesinin sebebi, ihtiyaç duyulan parasal gücü olmaması, karşı tarafa bedel ödetmek istemesi, alacaklarını alma yolunda bunu bir araç olarak görüp davayı uzatmak istemesi olabilir. Veyahut sahiden eşini seviyor ve evliliğinin bitmesini istemiyor da olabilir. Ancak davayı açan taraf bu konuda kararlı ise ve evliliğin bitmesine kapı aralayacak olayların müsebbibi karşı taraf ise ve bunu kanıtlarsa , diğer eşin kabulü olmaksızın dava sonuçlanır. Tarafların aile nüfus tablosu, şahit beyanları, ihtiyaç duyulan görüldüğü takdirde mahkeme psikoloğunun tarafları dinleyerek hazırlamış olduğu rapor mahkemeye sunulup dosya bitirdiğinde, hakim için aydınlatılması şart olan rastgele bir konu kalmadığında hakim kararını verir; ya davayı kabul eder ya da reddeder.

BOŞANMA DAVASINDA ORTAK ÇOCUĞUN YA DA ÇOCUKLARIN VELAYETİ KİME BIRAKILIR? 
Velayet ile ilgili hakim öncelikli olarak çocuğun menfaatini düşünür. Tarafların vaziyetlerini göz önünde bulundurur. Lakin şayet çocuğun yaşı çok küçükse ve anne bakımına muhtaç vaziyette ise genel olarak anneye bırakılması asalı gözetilir. Ancak münferit vaziyetlerde yaşanan farklılıklar nedeniyle başka bir deyişle annenin bakamayacağına kesin olarak kanı getirilse çocuk babaya da verilebilir. Kimi vaziyetlerde sözgelişi annenin akıl hastalığı ya da iffetsiz bir hayat sürmesi gibi vaziyetlerde velayet babaya bırakılabilir. Elbette bu konuda kesin yargılara varmak yanlış olacaktır. Her dava değişik hayatlar ve farklı olguları içerir. Ayrı olarak çocuğun kendisini dile getirebilecek bir yaşta olması halinde mahkemece görevlendirilecek pedagogun çocukla yaptığı müzakere neticesinde hazırlayacağı rapor da velayetin kimde kalacağı hususunda yol gösterecektir. Bu yüzden her münferit olayı kendi koşullarına göre değerlendirmek gerekir ki hakimler de bu şekilde değerlendirerek neticeye varırlar.

İş mahkemesi hakkında bilgilendirme yazısı

İş Yasanını uyarınca; işçilerle patron veya patronun vekilleri arasında iş akdinden veya iş yasanına dayanan her türlü hak iddiasından doğan adli anlaşmazlıklara iş mahkemeleri bakar. Kısaca işçi ve işveren arasındaki iş sözleşmesi başka bir deyişle hizmet akdi veya iş yasanından doğan hak ve alacaklarla alakalı davalar iş mahkemesinde açılır.

İş Mahkemesine Nasıl Dava Açılır?

İş yasanına göre işçi sayılan kimseler ve işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş yasanına dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarını çözmek ile görevli olarak gerek görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.

İş mahkemelerinde açılan her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Uygar Yasayı uyarınca ikametgahı olan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir.

İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk seansta mahkeme tarafları anlaşmaya teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam edilerek asal ile ilgili karar verilir.

İş Davası Avukatı Mersin

İş mahkemelerince verilen son kararlara karşı istinaf yoluna müracaat edilebilir. Şu kadar ki, para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararlar hariç, miktar veya değeri bin lirayı geçmeyen davalar hakkındaki nihai kararlar nettir. dipnot: Mersin ‘de iş davası avukatı  konusunda bu yazıyı okumaya devam edin.

İstinaf yoluna müracaat etme müddeti, karar yüze karşı verilmişse nihai kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür.

Bir hizmet sözleşmesine dayanarak rastgele bir işte fiyat karşılığı çalışan kişiye işçi; işçi çalıştıran tüzel veya gerçek kişiye patron; işin yapıldığı yere işyeri denir.

İş Mahkemeleri Yasayı’nda açıklık bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Yasayı kararları uygulanır.

İstisnalar dışında kalan bütün işyerlerinde; bu işyerinin patronları ile patron vekillerine ve işçilerine, faaliyet konularına bakılmaksızın İş Yasayı uygulanır.

İş yasanına göre işçi sayılan kimselerle patron veya patron vekilleri arasında “İş Sözleşmesi’nden” veya İş Yasayı’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri İş Mahkemesi’dir.

İş mahkemeleri tek hâkimlidir. Büyük şehirlerde Bağımsız İş Mahkemeleri vardır. Olmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi görevlendirilir.

Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Genel manada avukatlık mesleğinin özelliklerine, bu kapsamda ceza avukatlığına değinmiş, ağır cezalık davalarda bir ağır ceza avukatı olmanın ehemmiyetine vurgu yapmıştım.

Geçen vakit içerisinde karşılaştığım sual ve meseleler, konuyu yine gündeme getirmemi ihtiyaç duyulan kılmıştır.

Bu yazıda, ağırlıklı olarak bir ağır ceza avukatında aranması şart olan özellikleri irdeleyecek, ağır ceza avukatı olmanın mesuliyet ve gereklerine yer vereceğim.

Konuyu, genel hatlarıyla giriş, ağır ceza davalarında uygulamada karşılaşılan meseleler, ağır ceza avukatı olmanın ehemmiyeti ve genel değerlendirme olmak üzere, dört ana başlık altında ele alacağım.

A. Giriş

Malum, yargı örgütü, ana bölümleme olarak adli, yönetimsel ve askeri yargı şeklinde sınıflandırılmıştır. Ceza avukatlığına yönelik olduğundan, değerlendirme adli yargı açısından yapılacaktır. Bu doğrultuda bakıldığında, adli yargı, hukuk ve ceza olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır.

Ceza yargılaması; tahkikat açısından, asal bakımından Cumhuriyet savcıları ve sulh ceza hâkimlikleri, kovuşturma açısından da ceza mahkemeleri aracılığıyla yürütülmektedir. Ceza mahkemeleri ise son zamanlarda, asliye ceza ve ağır ceza olmak üzere, iki ana mahkemeden oluşmaktadır.

5235 sayılı yasanın 12. maddesi uyarınca, ağır ceza mahkemeleri, yasaların ayrı olarak görevli kıldığı hâller gizli kalmak üzere, Türk Ceza Yasasında yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî vesikada düzmececilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Yasasının ikinci kitap dördüncü bölümünün dördüncü bölümünde tanımlanan Devletin güvenliğine karşı suçlar, beşinci bölümünde tanımlanan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, altıncı bölümünde tanımlanan Ulusal savunmaya karşı suçlar ve yedinci bölümünde tanımlanan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış ömür boyu mapus, müebbet hapis ve on seneden fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla alakalı dava ve işlere bakmakla görevlidir.

Görüldüğü üzere, ağır cezalık davalar isimleri kadar muhteva itibariyle de ağır suçlardan oluşmaktadır. Bu vesileyle, kendileri kadar avukatlığının da ehemmiyeti büyüktür.

B. Uygulamada Karşılaşılan Meseleler

Ceza yargılamasında malum, re’sen araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Dolayısıyla, iyi bir soruşturma ve kovuşturma davanın mukadderatını etkiler. Re’sen araştırma ilkesi sebebiyle, iyi bir savcı ve yargıç kontrolündeki bir davanın seyri de iyi olacak, adil bir neticeye erişmekte büyük rol oynayacaktır. Ancak, yeterince birikimli olmayan veya kendini veremeyen bir savcı ve yargıç idarenindeki bir davanın aynı şekilde adaletsiz bir netice yaratabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.

Ülkemizde, soruşturma ve kovuşturma dosya sayısının milyonlarla dile getirildiği ve ancak oniki bin savcı ve yargıcın görev yaptığı gözetildiğinde, tüm soruşturma ve kovuşturmaların sıhhatli sonuçlanmasını beklemek büyük bir iyimserlik olur. Nitekim bu yüzden, sık sık soruşturmaların ve yargılamaların adaletsiz sonuçlandığından yakınılır.

Yukarıda izah eden hatalı sonuçların önüne geçmenin en ehemmiyetli yolu yargıya yardımcı olmaktır. Natürel olarak bunu da yapacak olan avukatlardır.

Gerek yargıç ve Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, gerek Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığım dönemlerde bizzat edindiğim gözlemlerden ve gerekse emekli olduğum 2013 seneninden bu yana karşılaştığım yakınmalardan, bir hayli dosyada ne yazık ki avukatların yargılamaya ciddi bir katkı sağlamadığını veya sağlayamadığını görüyorum.

Uygulamada, avukatların ceza yargılamasına katkı sağlamada yaşadıkları sıkıntının temelinde yatan etkenin, büyük ölçüde ihtisas alanı farklılığından kaynaklandığını gözlemledim. Bu kapsamda, sözgelişi daimi icra avukatlığı yapan ve belki hayatı süresince özel ihtisas gerektiren bir uyuşturucu davasına şahit olmamış bir avukat, belirtilen bir davada katkı sağlayamamaktadır. Aynı mesele, ağırlaştırılmış ömür boyu, ömür boyu veya 15-20 senelik mapus cezalarını gerektiren öldürme, yağma, düzmececilik, dolandırıcılık gibi suçlarda da kendini göstermektedir.

Dava dosyalarını incelerken karşılaştığım hatalar, daha çok, şart olan yerde müdahale etmeme, aleyhe gitmekte olan gelişmeyi görmeme, var olan bir ispatın değerlendirme dışı bırakılmasına suskun kalma, uydurulan bir delilin sonradan yaratıldığını fark etmeme, dosyaya yeterince hakim olmama, hangi davada ne tür delillerin toplanması gerektiğini bilmeme, müddetlerin farkında olmama, yargılama yolunu yeterince bilmeme şeklinde kendini göstermektedir. Bu nedenleri daha da artırmak imkanlıdır.

Davanın taraflarından aldığım belli başlı yakınma ve tesbitler, sadece tanıdık olunduğu için, uygun fiyat söylendiği veya ücret alınmadığı için, net salıverdiririm veya net salıverilme ettiririm dendiği için, netice almada belirli bir üst müddet verildiği için, görülen dava ile ilgili gerçekte yeterli bilgi sahibi olunmadığı halde uzmanmış gibi izlenim bırakıldığı için, adli olmaktan çok değişik yollarla netice alınacağı teminatı verildiği için avukatın tutulduğu şeklindedir.

Bu ve buna benzer örnekleri artırmak imkanlıdır. Kolay bir örnek vermek gerekirse, Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı yaptığım dönemde, bir yargılama esnasında, maznun hakkında Cumhuriyet Savcısının daha az ceza öngören legal savunma hudutlarının aşılması kararlarının uygulanmasını istediği bir davada, sanık avukatının ısrarla müvekkili için daha çok ceza öngören haksız tahrik kararlarının uygulanmasını istediğine bizzat şahit olmuşumdur. Bundan çıkardığım sonuç, ağır ceza davasında sanık vekilliği yapan tüm avukatların ceza hukuku alanında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve müvekkili lehine davranamadığıdır.

B. Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Bir evvelki yazımda, tüm hukuk dallarında yarım bilgi sahibi olmaktansa, belirli bir dalda uzmanlaşmanın ehemmiyetine değinmiştim. İnancım odur ki, her şeyi bildiğini iddia eden, aslında her şeyin bilinemeyeceğini bilmeyendir. Diğer anlatımla, her şeyi yaparım demek, hiçbir şeyi tam yapamamak demektir.

Ne yazık ki ülkemizde avukatlıkta uzmanlaşma müessesesi yoktur. Çoklukla ağır ceza davası alan avukatlara da ağır ceza avukatı değil ceza avukatı denmektedir. Ceza avukatı tabiri de resmi bir unvan değil halk arasındaki bir söylemdir. Halk arasında ceza soruşturmalarını ve davalarını takip eden avukatlara ceza avukatı denilmektedir.

Ağır ceza avukatı, ceza avukatı, iyi veya çok iyi ağır ceza yahut ceza avukatı, hangi dava ve ispat olursa olsun, müvekkilini salıverilme ettiren veya müvekkili lehine salt netice alan avukat demek değildir. En iyi ceza avukatı da olsa, avukatın işlevi, davaya katkı sağlamaktır. Müvekkil lehine görülemeyenlerin görülmesini sağlamak, teorik ve uygulama alanından kaynak bulmak ve bunları yerinde ve vaktinde kullanmak, eksiklikleri ve hataları fark etmek ve gidermeye çalışmaktır.

İyi bir ceza avukatı, istisnai vaziyetler mevzubahis olmadıkça hukuk davası almaz. Uzmanlaşma her alanda olduğu gibi ceza avukatı olmada da büyük ehemmiyet taşımaktadır. Bu vesileyle, “iyi bir ceza avukatı veya ağır ceza avukatı hangi özelliklere sahip olmalıdır?” sorusuna verilecek cevap, ilk olarak alanında iyi olmaktır. Ceza ile ilgili kendini geliştirmiş, bu alanı bir uzmanlık olarak görmüş olmaktır. Aslında iyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özellikler kendi isminde saklıdır.

Her şeyden önce ceza hukukunu iyi bilmek gerekir. İyi bir ceza avukatı, ceza usulünü çok iyi bilmelidir. Usulü iyi bilmeyen, esas hakkındaki bilgisini de tam olarak yansıtamaz. Usul esasın lideridir. Hukuk ve ceza usulünün ciddi farklılık gösterdiği sistemimizde, hem hukuk hem de ceza alanında uzman olmak hemen hemen imkansız denecek kadar zordur. Otuz seneye yakın kısmen hukuk ve büyük ölçüde ceza yargıçlığı yapmış biri olarak, bir hukukçunun, dolayısıyla bir avukatın her ikisinde bu arada uzmanlaşabileceğine inanmıyorum. Nitekim bende kendimi çok kısa bir hukuk yargıçlığından sonra, sulh ceza, asliye ceza yargıçlığı ve ağır ceza mahkemesi başkanlığı yapmak ve en son Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından emekli olmak suretiyle ceza hukuku alanında geliştirdim. Bu yüzden, bilgi sahibi olduğum halde, avukatlık yaparken hukuk davası almamaya önem verdim. Avukatlık mesleğini yürüttüğüm sürece bunu böyle devam ettirmeyi de düşünüyorum. Unutulmamalı ki, özgürlüğü kısıtlamak, insana verilebilecek en büyük cezalardandır. Bu yüzden insan özgürlüğü ile direk ilintili bulunan ceza avukatlığı aynı paralellikte önem taşımaktadır.

İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri, isminden da anlaşılacağı üzere, ağır ceza avukatı olmak, diğer bir anlatımla cezanın ağırını bilmektir. Ceza hukuku geniş bir alandır. Ceza davaları da aynı doğrultuda çok kapsamlıdır. Burada önemli olan husus, ceza içerisinde ağır cezaya da yeterince hakim olmaktır.

Ağır ceza avukatı, ağır cezalık davalarda uzmanlaşmış avukat demektir. Ağır cezalık davalar ise yukarıda izah etmiştir. Bu kapsamda bakıldığında, ağır cezalık suçlar konusunda tecrübeli olmak, kendini geliştirmiş olmak gerekir. Yedi seneye yakın ağır ceza mahkemesi başkanı, on iki sene kadar da Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla ağır cezalık davalara bakan bir uygulayıcı ve sonrasında ağırlıklı olarak ağır cezalık davaları takip eden bir avukat olarak, ağır cezalık davalara ve dolayısıyla uygulamadaki isimiyle ağır ceza avukatlığına kendimi yakın hissediyor ve hukuk davası almamaya önem veriyorum. Görüşüm odur ki, ceza avukatı, hukuk avukatı, idari yargı avukatı gibi alanlarda uzmanlaşma olmadıkça ne iyi bir ağır ceza avukatı ne de iyi bir hukuk veya idari yargı avukatı olunabilir.

İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri de, isminde da bulunduğu üzere ceza avukatlığında iyi olmaktır. İyi kavramını uzmanlaşma şeklinde anlamak gerekir. Ceza veya ağır ceza konusunda bilgi sahibi olmak iyi bir ağır ceza avukatı olmak için yeterli değildir. Halk dilinde de olsa bu sıfatı alabilmek için, imkanlı olduğu kadar ceza alanında kendini geliştirmek koşuldur. Tabiidir ki, uzmanlaşma, çok fazla emek ve mesai gerektirir. Bu da ancak birikimle veya diğer hukuk alanlarına harcanacak zamana karşılık yalnızca bu alana odaklanıp sürekli kendini geliştirmekle imkanlıdır. Halk arasında yaygın olan “iyi bir ağır ceza avukatı sanığı ipten alır” sözü de ancak böyle gerçekleşebilir.

Yukarıda yazılı özelliklere sahip olan bir avukatın, tabii olarak özgüveni yüksek olur. Buşekilde kendine güvenle işe koyulan bir avukatın muvaffakiyet talihi da aynı doğrultuda olur. Bu güven istenen sonucu da beraberinde getirir.

C. Genel Değerlendirme

Avukatlık bir savunma sanatıdır. Ceza avukatlığı, kişinin onurunu, hak ve özgürlüklerini savunmakla yakın alakalıdır. Bu nedenle, bir ağır ceza avukatı, hukuka ters seyre karşı gerekli etken rol oynayarak hukuk devletinin oluşumuna katkı sağlar.

İster sanık, ister zarar gören olsun, ne kadar erken avukatın yardımından faydalanılırsa avukatın katkısı o derece yüksek olur.

İyi bir ağır ceza avukatı, üzerine aldığı sorumluluğun şuurundadır. Alakaların duymak istediklerini değil, gerçek vaziyetin ne olduğunu aktarır. Emin bir ceza avukatı, asla davanın sonucu konusunda garanti vermez. Bilhassa, salıverdireceğini, beraat ettireceğini, kesin olarak davayı belli bir istikamette sonuçlandıracağını söyleyenlere temkinle yaklaşılmalı, saygı gösterilmemelidir. Ne yazık ki, bu konuda piyasada ciddi dolandırıcılar vardır. Yargıca, savcıya para vererek veya başka yolla netice alacağını söyleyenlere inanılmamalıdır.

İyi bir ağır ceza avukatı bulduğunuza karar vermeden önce, birebir görüşmekte fayda vardır. Böylelikle avukatın üzerinizde bırakacağı tesir sizi avukatı belirlemede büyük rol oynayacaktır.

Unutulmamalı ki, bir avukat bir davanın neticesiyle alakalı garanti veremez. Bu yüzden, iyi ağır ceza avukatı ararken, sonuçla alakalı net netice bildirenden çok, güven veren, netice almak için en iyi takibi yapmaya ehil ve birikimli olduğuna inanılan avukat seçenek edilmelidir.

 

Mersin Hukuk Bürosu İletişim:  (0324) 336 55 58

Emsal karar: Güvenlik soruşturmasıyla işten atma hukuka aykırıc

Av. İbrahim Cinbaş’ın vrensel gazetesinde yayınlanan yazısı.

 

Mersin 1. İdare Mahkemesi, güvenlik soruşturması gerekçesiyle belediye şirketine alınmayan işçiler için örnek bir karar verdi. Bir işçinin açtığı davayı karara bağlayan mahkeme, güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek işçinin kadroya alınmamasını ve işten atılmasını hukuka aykırı buldu, işe iadesine hükmetti.

Yönetimine kayyım atanan Mersin’in Akdeniz Belediyesi’nde, taşeron işçi olarak çalışan M.B., hükümetin “taşerona kadro” adı altında çıkardığı KHK üzerine 1 Ocak’ta belediye şirketine geçebilmek için başvuruda bulundu. Ancak M.B. Mersin Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü belediyeye gönderdiği yazıda, “Adı geçen şahsın, PKK terör örgütü ile iltisaklı olduğuna dair istihbari mahiyette bilgilerin bulunduğunu” iddia ederek, şirkete alınmasının uygun olmadığını ileri sürdü. Belediye yönetimi de güvenlik soruşturmasını gerekçe göstererek kadroya almadı ve M.B. işsiz kaldı.

Güvenlik soruşturmasına dair somut bilgi-belge bulunmadığı halde belediyenin takdir hakkını keyfi kullanıldığını dile getiren M.B. avukatı İbrahim Cinbaş aracılığıyla mahkemeye başvurarak, kararın iptalini ve özlük hakları ile yoksun kaldığı parasal haklarının tazmin edilmesini istedi. Mersin 1. İdare Mahkemesi 18 Ekim’de, M.B.’yi haklı bularak özlük ve parasal haklarının tazminine karar verdi. Böylece M.B.’nin belediye şirketine alınmaması kararını ortadan kaldıran mahkeme, işe dönüşüne karar verdi.

‘İSTİHBARİ BİLGİ NOTU TEK BAŞINA HUKUKİ NEDEN DEĞİL’

Mersin 1. İdare Mahkemesi, kararında, istihbari bilgi notunun varlığının tek başına hukuki bir neden olarak kabul edilemeyeceğini belirterek, güvenlik araştırması yapılırken ulaşılan bilgi ve kanaatin somut, güvenilir ve hukuken denetlenebilir olması gerektiğine dikkat çekti. Mahkeme kararında şu ifadelere yer verildi: “Davacının atanma talebinde bulunduğu görevin gizlilik dereceli bir görev olmadığı ve istihbari  bilgi notunda yer alan değerlendirmenin hukuken geçerli başka bilgi ve belgelerle somut olarak davalı idarelerce ortaya konulamadığı halde, istihbari bilgi notunda yer alan değerlendirmelere istinaden davacının güvenlik soruşturmasının olumsuz kabul edilerek sürekli işçi kadrosuna atanmasına dair başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemlerde hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Dava konusu işlemin hukuka aykırılığı sabit görüldüğümden davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal hakların dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tazmini gerektiği açıktır. Dava konusu işlemlerin iptaline…”

‘BENZER DURUMDAKİ DOSYALARA EMSAL TEŞKİL ETMELİ’

M.B.’nin avukatı İbrahim Cinbaş İdare Mahkemesi’nin kararını şöyle değerlendirdi: “Akdeniz Belediyesi’ne kayyım atanması sonrası HDP döneminde işe alınan yüzlerce işçi işten çıkarılmış, kalanlardan bir kısmı da kadroya alınma sürecinde haksız şekilde işten çıkarılmıştı. Kayyım yönetimi tarafından Mersin Büyükşehir Belediyesi ile bütün ilçe belediyelerindeki toplam çıkarılan sayıdan daha fazla işçinin işine, güvenlik soruşturması gerekçesiyle son verilmişti. İdare Mahkemesince verilen bu karar ile işçilerin soyut, temelsiz iddialarla işten atılmalarının önüne geçilmiş oldu, kararın gerekçesinde istihbari bilgi notunun hukuk karşısında geçerliliği olmadığının üzerinde durulması, hukuk devletinde yalnızca şüphe ile hareket edilemeyeceğinin vurgulanması önemlidir. Bu karar benzer durumdaki dosyalara emsal teşkil etmesi gereken önemli bir karardır. Mahkemece verilen bu karar ile keyfi işten atmaların son bulmasını diliyoruz.”

 

gazetede yer alan yazı  https://www.evrensel.net/haber/364760/emsal-karar-guvenlik-sorusturmasiyla-isten-atma-hukuka-aykiri

“İş Davası” ve “İş Hayatı” hakkında güzel bir makale

İş Davası Avukatı Mersin

Son senelerde dikkatimi çeken ve gelecek için kaygı yaratan konulardan birisi özgürlük isimi altında kaidesiz, rol model hatalarıyla büyütülen çocuklar. Davranışlarına  hiçbir hudut konulmamış çocuklar. Geçenlerde bir uçak yolculuğunda 5-6 yaşlarında bir erkek çocuğu ve annesinin yanına oturdum. Çocuk oturduğum an itibarıyla böğüre böğüre ‘’onun burada oturmasın istemiyorum, bura bizim, kalksın’’ diye ağlama ve mızırdanma arasında gider gelirken buna annesini tartaklama, koltuğu tekmeleme davranışları ağlamaya  eşlik ediyor. Annesinin ‘’erkek çocuğum, dur, sus, ayıp’’ telkinleri umurunda dahi değil. Ters ters bana baktığı sıra eğildim ve dedim ki ‘’bak küçük bey, burası benim koltuğum, burayı tıpkı sizin gibi para ödeyip aldım. Gidip oturabileceğim başka yer yok, olsaydı da gitmezdim zira burası bana ait, sen de burayı benimle paylaşmak zorundasın. Haaa, sen böyle ağlamaya devam edip beni ve buradaki insanları rahatsız etmeye devam edersen ben birazdan kaptandan uçak kalkmadan seni indirmesini rica edeceğim.’’ Musluktan sızan son damla su örneği bir kere daha mıyyy çekip oturduğu koltuğa sızıp kaldı yolculuk süresince. Manipülasyonla her dediğini yaptırmaya alışmış çocuklar her seferinde isteklerinin dozunu biraz daha artırıp koşulları zorluyorlar.

Bu yazının yazılış emeli; insan kaynakları ve iş hayatı açısından konuyu değerlendirmek . Çünkü kaidesiz ailelerde yetişmiş fert  ile sınırların konulduğu, demokratik kaidelerin olduğu aile ortamında yetişmiş birey arasında çok ciddi farklar var. Bunu, işe geliş gidiş disiplininden tutun, kişiler arası iletişimi, giyim kuşamına özeni, mesuliyet şuuru, dirayeti, empatisi, nezaketi gibi pek çok  noktadan tespit edebiliyorsunuz. Kaideler dışında çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şeyi iyi birer rol model. Hepimiz çocuk olduk vesselam. Öğütten  ziyade gördüklerimizden beslendik.

İŞ DAVASI AVUKATI MERSİN

Stanford Üniversitesi hocalarından Prof. Dr. Walter Mischel in çocuklar üzerinde yapmış olduğu bir çalışma bu vaziyetin gerçekliğini gözler önüne seriyor. Prof. Mischel bir grup çocukla yaptığı çalışmada çocukları tek tek odaya alıyor ve masaya oturtuyor. Masa üzerinde ise onları cezbedecek bir çikolata bırakıyor. Ve onlara şöyle diyor; ‘’Ben şimdi dışarı çıkıyorum, dilersen bu çikolatayı yiyebilirsin fakat yemez isen döndüğümde sana bir tane daha çikolata vereceğim’’  Çocukların %72 si beklemeyerek çikolatayı yemeği seçenek etmişler. Araştırmanın ikinci bölümü ise bu çocukların yetişkin oldukları dönemlerde yapılıyor. Profesör bu çocuklara yıllar sonra eriştiğinde o gün oto kontrol ile ilgili performans gösteren çocukların gerek iş gerekse okul hayatlarında son derece başarılı olduklarını  görüyor. Ailede eksik yetişen çocuk iş hayatında nasıl bir yetişkin olur;

  • Ailesinde hakkaniyet görmeyen çocuk kuvvetle muhtemel iş hayatında da pek çok adaletsizlik yapacaktır.
  • Ailede şahsi hijyen, tuvalet kullanım terbiyesi, duş ve el yıkama ile ilgili eğitim almayan adam toplantıda ter kokacak ve çıktığı tuvaleti temizlemekten aciz olacaktır.
  • Ailesinde uyku düzeni, yatma ve uyanma düzeni olmayan, çocukluğu süresince bu işlerde keyfi takılmış tipler daimi işe ve randevularına geç kalma davranışı tekrarlayacaktır.
  • Aile içinde müsaade almadan, diğer aile ferdinin rızası olamadan onun mekanını, eşyasını, vaktini gasp etmeyi öğrenmiş kişi yetişkin hayatında da iş arkadaşlarına aynısını yapmayı hak görecektir.
  • Ailede hane içinde sigara içiliyor diğerlerinin sıhhati ve rahatsız olması ihtimali göz ardı ediliyorsa kişi aynısını büro ortamında da yapacaktır.
  • Ailesinde korku ve öğüt kültürüyle yetişmiş kişi, iş hayatında da aynı dili kullanacak daimi nasihat verme ve tehditkâr üslup tarzı olacaktır.
  • Özgür ve özgüvenli yetiştirme isimi altında ailesi tarafından hiç negatif geri bildirim yapılmamış ve frenine basılmamış kişi, iş hayatında aldığı ilk negatif geri bildirimle sukutu hayale uğrayıp belki hemen istifayı masaya bırakacaktır.
  • Ailesi tarafında sürekli idare edilmiş, aşırı desteklenmiş tipler iş hayatında aynı fedakarlığı çalışma arkadaşlarında da bekleyecek, yapılmadığında hırçınlaşacaktır.
  • Ailede bir özgüven yumağı haline getirilmiş, sürekli övgüyle beslenmiş tipler de gerçek hayatın içine karıştıklarında bu istikametleri beslenmediğinde örselenebiliyorlar.
  • Anasının bir yumurta pişirtmeye kıyamadığı, tersine çıkarıp attığı pijamalarını katladığı, yediğini önüne yemediğini arkasında bırakılan çocuk, yetişkin hayatında hep sorumluluğun başkalarında olması isteğinde olup, ergen davranışları sergileyecektir.

Bu liste uzar gider. Sevgili anne ve babalar tutumuzun çocuklarınızın kişilik gelişimi üzerindeki tesirini yadsımayınız. Uzmanlar; çocuğa aşırı disiplin ve aşırı sevgi beraber verilirse kaygılı ve güvensiz, aşırı disiplin ve yetersiz sevgi saldırgan ve anti sosyal, aşırı sevgi ve  yetersiz disiplin sorumsuz ve yetersiz sevgi ile yetersiz disiplin alanların ise aşırı içe kapanık olduğunu gösteriyor. Balansı ayarlamak zor ama farkında olmak ehemmiyetli.

Çocuklarınızı dış dünyada insanları yormayan, kendisi sürekli bocalamayan, çalışmaktan korkmayan, şımarık olmayan bireyler olarak yetiştirmek üzere kaideler koymayı, sürdürülebilir bir meblağlılıkla davranmayı ve iyi birer rol model olmayı asli göreviniz biliniz çünkü ters vaziyetler hem çocuğunuzun hem de çevrenindeki insanların hayatını oldukça zorlaştıracaktır.

 

Mersin Hukuk Bürosu

Hukuksal Haklarımızı Biliyor muyuz? Mersin Avukat

İnternette çok karmaşık doğruluğundan emin olmadığımız bir çok yazı var bu konuda sizler için temiz bir anlatım yapmak istedik. aşağıdaki makalemizi mersin avukat destek bölümü için yazmaktayız. Kuran cinbaş hukuk bürosu

Trafik kazasını kısaca tanımlamak istersek; karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya ansızın fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve parasal,içsel hasarla sonuçlanan olaylara trafik kazası denir.
Ülkemizde hergün takriben 600 ve her saat 25 trafik kazası olmakta günde ne yazık ki 5-20 kişi vefat etmekte, 200 kişi de yaralanmaktadır. Bilhassa Ramazan ve kurban bayram tatilleri sonrasında ve öncesinde bu rakam artmaktadır. Dikkatli sürüş güvenliği eğitimi, aracınızda aktif kaza emniyeti ve pasif emniyet önlemleri alınmalıdır.

Kaza sonrası ne yapmalıyız ? 

Kaza sonrası, soğukkanlılığımızı yitirmeden “önce can güvenliği”, prensibi uyarınca yaralı varsa ilkyardım vs. yapmalıyız. Kaza sonrası olay yerinde ihtiyaç duyulan güvenlik tedbirlerini (yansıtıcı, 4 lüleri yakma vs.) kesinlikle alınız. Kaza sonrası 2. bir kaza olması ihtimali çok yüksektir. Bir kazadan daha kötüsü 2. bir kazadır.

Yalnızca maddi hasarlı kaza ise araç sürücülerinin tutanak tutması yeterlidir. (Lakin resmi devlet araçlarının karıştığı kazalarda polis/jandarma tutanağı aranmaktadır.)

Yaralama,ölüm varsa veya anlaşamıyorsanız polis veya jandarmayı arayınız.

Kaza tutanağı tertip ettikten sonra, Araçların ruhsatları, Sigorta poliçeleri ve hemen hemen artık herkeste bulunan cep telefonlarınızı kullanarak hasarlı araçların, kazanın olduğu çevrenin resimlerini çekmelisiniz. Sonrasında ise sigorta şirketini arayarak vaziyeti ihbar ederek; hasar dosyası açtırınız. Rehabilitasyon dokümanlarını hastaneden almayı unutmayın. Gider makbuzları da çok ehemmiyetli.

KASKO İLE MECBURİ SİGORTA NEDİR 
Mecburi trafik sigortası yapıldığı aracın zararını karşılamaz yalnızca zarar verdiği diğer aracın veyahut kişinin zararını karşılar.

Kaskonuz ise sizin zararınızın tamamını ve karşı tarafın kusuru ve güvence oranında zararını ödeyecektir. Mecburi Mali Mesuliyet Sigortası ise kusurlu olan aracın zararını ödemez.

KUSUR VAZİYETİNE NASIL KARŞI ÇIKABİLİRİZ.

Mahkeme yoluna müracaat ederek veya TRAMER kaza tutanaklarınızı inceleyip kusur vaziyetini inceleyecek varsa itirazlarınızı Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği nezdindeki SİGORTA TAHKİM KOMİSYONUNA kusur vaziyetine ait tespit için KARŞI ÇIKABİLİRSİNİZ.

MERSİN AVUKAT 
Sigorta Poliçesi yoksa veyahut kazaya karışanı belirleyememişseniz, ne yapmalıyız
Kazaya karışan aracın poliçesi yoksa veyahut tarihi geçmişse veyahut vurup kaçmışsa
+Rehabilitasyon giderlerinizi
+Sakatlık tazminatınızı
+Ölüm varsa destekten yoksun kalma tazminatı zararlarınızı Teminat hesabından isteyebilirsiniz.
Araçtaki hasarlar, içsel tazminat talepleri TEMİNAT HESABI nın dışındadır ve ödeme yapılmamaktadır.

Tazminattan kimler sorumludur.
Kazayı yapan sürücü, araç ruhsat sahibi, (işleteni) tazminattan beraber müteselsilen sınırsız sorumludur. Yeniden aynı şekilde sigorta şirketi (ZMMS-KASKO) de sınırları dahilinde parasal tazminattan sorumludur. İçsel tazminat kaide olarak sigorta mesul değildir. Ama poliçesinde içsel tazminat klozu bulunan aracın karıştığı kazada sigorta içsel tazminatı da ödemektedir. Sözgelişi X Nakliyat yazan kamyonun karıştığı kazada, sürücü,..nakliyat şirketi, aracın ruhsat sahibi vs. sorumludur.

Kaza mağduru iseniz bizi arayınız diye size gelenlere sakın inanmayınız. Mağduriyetiniz artabilir. Dava yoluyla yalnızca avukatlar takibini yapabilir, başka bir meslek grubu yoktur.

Trafik kazası olması halinde Ne gibi haklarınız vardır;

1-Parasal tazminat ( Sigorta şirketlerine müracaat ederek poliçe güvenceleri dahilinde zararlarınızı karşılama olanağı vardır…) Bu tazminata; rehabilitasyon giderleri, çalışamamaktan dolayı kazanç kaybı, sakatlık varsa malüliyet tazminatı, ölüm varsa destekten yoksun kalma tazminatı, araç ticari taksi, minibüs gibi ise aracın çalışamadığı günlere ait kazanç kaybı, aracın kaza geçirmesi nedeniyle araçta olan değer kaybı vs. dahildir.

Manevi tazminat (Tinsel bütünlüğünüz bozulduğu için kederin biraz olsun giderilmesi, suçlunun cezalandırılması için verilmektedir. Manevi tazminat belirlenirken; tarafların sosyal ve ekonomik vaziyetlerinin dikkate alınarak belirlenir. Son vakitlerdeki Yargıtay içtihatları, sorumlunun kusurlunun caydırılması için tazminat miktarlarının artırılması istikametindedir.)

Trafik kazası bu arada iş kazası ise SOSYAL GÜVENLİK KURUMU dan malüliyet aylığı ve kazaya neden olan kişiden bu arada da patrondan parasal içsel tazminat alınabilmektedir.
2.Ceza davası (yaralanma, ölüm hallerinde polis, savcılık, mahkeme aracılığıyla hakkınızı aramalısınız. Olay sonrası şahitlerinizi bildirip dinletmeniz lehinizedir.
Trafik kazasında yaralanma varsa 5237 Sayılı Türk Ceza Yasayı’nun 89. maddesi uyarınca kazanın oluşumuna sebebiyet veren kişi 3 aydan 1 seneye kadar mapus cezası ile cezalandırılır.
Kazada yaralanan kişide “kemik kırığı”, “uzuvların işlevinin daimi azalmasına” “yüzünde sabit bir iz kalmasına” ,”hayatsal tehlike varsa” vs. hallerinde kişi 4,5 aydan 1,5 seneye kadar mapus cezası ile cezalandırılır.
++Fiilin ansızın fazla kişinin yaralanmasına kapı aralaması halinde, kişi 6 aydan 3 seneye kadar mapus cezası artırılır ile cezalandırılır.
++Kusurlu olarak trafik kazasında bir kişinin ölümüne yol açanlar TCK 85. Maddesine göre, 2 ila 6 sene arası mapus cezası ile cezalandırılır.
++Şayet trafik kazası neticeninde 1’den fazla insanın ölümü veyahut bir veya ansızın fazla kişinin ölümü ile beraber bir veya ansızın fazla kişinin yaralanmasına kapı aralamış ise, kişi 2 seneden 15 seneye kadar mapus cezası ile cezalandırılır.
++ 5271 SAYILI CMK 231/5. MADDESİ UYARINCA (İLAVE ETMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 YASA NO: 5560/23) (5) Maznuna yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama nihayetinde hükmolunan ceza, (FARK İBARE RGT: 08.02.2008 RG NO: 26781 YASA NO: 5728/562) (KOD 1) iki sene veya daha az müddetli mapus veya adlî para cezası ise; mahkemece, kararın izah etmesinin geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ait kararlar gizlidir. Kararın izah etmesinin geri bırakılması, kurulan kararın maznun ile ilgili bir hukukî netice doğurmamasını ifade eder. Bunun için mağdurun zararının giderilmesi, kişinin sabıkasız olması gerekir. Mahkeme 5 senelik bir denetim müddeti belirler, maznun suç işlemezse verilen karar; davanın düşürülmesiyle ortadan kalkar. .

Zamanaşımı müddeti ne kadardır. 

• Trafik kazası nedeniyle parasal içsel tazminat talepleri 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasayı 109. maddesi uyarınca “ Motorlu araç kazalarından doğan parasal zararların tazminine ait talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki sene ve herhalde, kaza gününden başlayarak on sene içinde zamanaşımına uğrar.”

• Zarara sebep olan eylemin bu arada suç sayılan bir eylemden doğmuş olması vaziyetinde o suçun bağlı olduğu (uzamış) ceza zamanaşımı müddetidir.

Sözgelişi 765 sayılı TCK vaktinde başka bir deyişle 01/06/2005 öncesi kaza olmuşsa ve bu kazada ölü ve bu arada yaralı varsa ceza zamanaşımı olan 10 sene için tazminat davası açma hakkı vardır.

• Kazada yalnızca ölüm varsa 5 sene ceza zamanaşımı müddeti içinde tazminat davasını açmanız gerekir.

• Dava konusu olay, olay gününde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 85/1. maddesinde tanımlanan taksirle bir kimsenin ölümüne sebep olmak olup desteğe çarparak ölümüne kapı aralayan davalı hakkında uygulanacak ceza davasındaki dava zamanaşımı müddeti, aynı yasanın 66/1-d maddesi uyarınca 15 yıldır.

• Taksirle yaralama halinde 5237 sayılı yasayanın 89. maddesine göre dava zamanaşımı müddeti 8 yıldır.

• Uzatılmış ceza zamanaşımı müddeti zaruri trafik sigortası hakkında da uygulanması gerektiği gibi zorunlu trafik sigortası saptamayan araç için de trafik garanti fonu hesabına karşı açacağınız davalarda da uygulanır.

• Kişi yolcu olarak araçta bulunuyor yani taşıma sözleşmesi varsa KTK hükümleri değil, TTK’nun 762 ve devamı maddelerinin uygulanması gerekmektedir. Buna göre, yolcu taşıma sözleşmelerinden meydana gelen ölüm veya cismani zarara ilişkin davalar, TTK’nun 767/5. maddesi yollaması ile BK’nun 125. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımına tabidir.
İşçinin karıştığı kazadaki ibranamenin vaziyeti

1-6098 sayılı TBK a göre işçinin trafik kazası sonucunda can vermesi halinde ibraname imza atması halinde haklar zayi olmamaktadır. Yeni legal farklıklara göre trafik kazasında işçinin can vermesi halinde ibraname ile haksızlığın önüne geçilmiştir. TBK 420. maddesine göre – İşçinin patrondan alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin bitmesinden başlayarak en az bir aylık müddetin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak meblağına kıyasla eksiksiz ve banka aracılığıyla yapılması koşuldur. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname net olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek meblağda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme dokümanları, içerdikleri miktarla hudutlu olarak makbuz hükmündedir. Bu halde bile, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması mecburidir. İkinci ve üçüncü fıkra kararları, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dahil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır. Bu maddeye göre sözgelişi sürücü bulunan bir kişi patronun aracıyla veyahut evine patron servisi ile giderken can veren işçinin yakınlarına tazminatın tam olarak ödenmesi yasa kararıdır. Bir bölüm parayı verip haklarımın tamamını aldım diye imza adılan ibraname kararsızdır. Paranın banka kanalıyla ödenmesi koşuldur. Can verenin hak sahipleri bu alacaklarını tazminat davası ile isteyebilirler. İBRANAME KİŞİYİ KAİDE OLARAK BORÇTAN KURTARIRSA DA BU HALDE BORÇTAN KURTARMAZ.

Dava açılırken daha az harç ödenmektedir.

2- 1 Ekim 2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Yasanına göre tazminat davasında normal daha az harç ödenmektedir. 6100 sayılı HMK ve harçlar yasası uyarınca “Ölüm ve cismani zarar nedeniyle açılan tazminat davaları”nda peşin harç yatırırken normal davalara göre 1/5 oranında harç ödeyeceklerdir.

Yargıtay Hukuk Genel Heyeti kararı ile Olayda işletenin kendisine ait araçta yolcu olarak bulunduğu sırada sürücünün tam kusuruyla ölümü neticesi geride kalanların tazminat istemesi söz konusudur. Normalde işleten araç sahibi sürücüsünün kusurundan tam sorumludur. Ama Yargıtay bu vaziyeti esnetmiştir.
• Yargıtay T.C. YARGITAY Hukuk Genel Heyeti Asal: 2011/17-787 Karar: 2012/92 Karar Tarihi: 22.02.2012 ile “dolayısıyla tam kusurlu araç sürücüsünün ve onun eylemlerinden mesul olan işletenin kusurunun, işletenin desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceği; aracın mecburi mali mesuliyet sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları güvence altına aldığına ve olayda işleten tam kusurlu, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğuna göre, davalı sigorta şirketinin zararın tamamından mesul olduğu ve davacıların davalı sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecekleri, oyçokluğu ile kabul edilmiştir. “ yeniden

• Hukuk Genel Heyetinin 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E, 2011/411 K sayılı ilamında, mali mesuliyet sigortası ile sigortalı araç sürücüsünün kalıtçılarının açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davasında da, Yasanın kapsam dışılığını tertip eden 92. maddesinde, araç şoförünün desteğinden yoksun katanların isteyebileceği tazminatların kapsam dışı olduğuna değin bir tertip etmeye yer verilmediği ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğu kabul edilerek zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazminat isteyebilecekleri kabul edilmiştir.
• İşleten ve araç işleticisi girişimin sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur,> Hal böyle olunca; aracı kullanan şoförün tam kusuruyla olan kazada, aynı vakitte onun eyleminden sorumluluğu sebebiyle kendisi de tam kusurlu kabul edilen işletenin ölümü nedeniyle isteyen destek zararının, can verenin değil üçüncü kişi vaziyetindeki destek tazminatı isteklilerinin zararı olduğu kabul edilmelidir.

• Destekten yoksun kalma tazminatına destek teşkil eden hak, mutlak kalıt yoluyla geçen bir hak olsa idi direk işleten üzerinde doğup ondan kalıtçılarına intikal edeceğinden, bu istikametteki savunmalar can verenin desteğinden yoksun kalanlara karşı ileri sürülebilecekti. Oysa yukarıda da izah ettiği üzere, destekten yoksun kalma tazminatına konu davacıların zararı, desteklerinin ölümü hasebiyle destekten yoksun kalan sıfatıyla direk kendileri üzerinde doğan zarardır. Bu zarardan doğan hak desteğe ait olmadığına göre, onun kusurunun bu hakka tesirli olması da düşünülemez. Bu nedenledir ki, Özel Dairenin davacıları üçüncü kişi kabul etmesine rağmen, zararlarını ve buna bağlı tazminat haklarını muris üzerinde doğmuş bir hak olarak kabul etmesi ve bu kabul şekline göre vardığı sonuç çoğunlukça kabul görmemiştir.

• 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasayı ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Koşulları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten tam kusurlu, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğuna göre, davalı sigorta şirketinin zararın tamamından sorumlu olduğu ve davacıların davalı sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecekleri, oyçokluğu ile kabul edilmiştir.

 

 

Trafik Kazasında Kimler Tazminat Alabilir?

Trafik kazalarında önemli iki durum vardır, birinci esas Trafik kazası sonrasında   yaralanan kişinin tazminat hakkı belirlenirken   sakatlık derecesine göre   tazminat alınabilinirr. Sakatlık   ve kalıcı iş gücü kaybı   raporu alındıktan sonra   sigorta dan   tazminat alanabilinir sakatlık ve iş gücü   kaybı   raporunu Hastahane veya Üniversite   hastaneleri   Adlı Tıp Kurumları tarafından   verilmektedir. Adlı   Tıp Kurumunun verdiği rapor   mahkemeler ve   sigorta şirketleri tarafından   kabul görmektedir. Bazı vatandaşlar devlet hastenesinden veya özel   hastene ve tıp merkezlerinden rapor alıyor bu alınan raporlar muhtemelen Sigorta Şirketleri tarafından kabul görmeyebilir ve Adlı Tıp Kurumundan rapor getirmenizi sizden isteyebilir.

Sigorta kaza tazminatı diğer hak sahipleri ise kaza sonrası vefat eden kişinin birinci derece akrabası anne, babası, eşi ve çocukları tazminat alabilir. Kazada vefat eden kişiye verilen tazminat hesaplaması mahkemeler tarafından atanan bilirkişiler tarafından belirlenir ve ödeme yapılır.

Ücretsiz Danışma Numaraları:

0 539 238 15 39

(0324) 336 55 58

Ticari Hukuk, Şirketler Hukuku Nedir?

Ticaret ve Şirketler Hukuku Nedir ?

İnsanların ekonomik alandaki faaliyetlerinin çok büyük çoğunluğu bugün için hukuk sahasında ticari faaliyetler olarak adlandırılır. Toplumsal olarak gerçek bireylerin gelir kaynaklarının büyük çoğunluğunun ticari faaliyetlerden elde edilmesinin yanı sıra isimleri her geçen gün daha fazla tekrarlanan ticaret şirketlerinin ekonomik sistemdeki ağırlığı ticari faaliyetleri düzenleyen hukuk alanının önemini arttırmaktadır.

Ticaret ve Şirketler Hukuku Neden Var ?

Türk Ticaret Kanunu, ülkemizi doğrudan yabancı yatırımlara açacak pek çok yeniliği beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, Hukuk Büromuz Yeni Türk Ticaret Kanunu konusunda çalışmış, ticari şirketlere Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun gereklerine uygun hukuk hizmeti verebilecek yapıdadır.

Biz Ne Yapıyoruz ?

Büromuz ticaret hukukunun en önemli kısımlarından biri olan şirketler hukuku alanında özellikle şirketlerin kuruluş aşamasından başlayarak ihtiyaç duydukları her alanda,( birleşmesi, devralınması, tasfiyesi konularında olmak üzere) her türlü hizmeti vermektedir. Bunların yanı sıra özellikle Türk piyasasına girmek isteyen yabancı şirketlere Türkiye’de şirket kurma, devralma, acente veya şube açma konuları başta olmak üzere tüm süreçlerde danışmalık yapmaktadır. Yabancı şirketlerle doğan ihtilaflarda gerek Türk Hukuku, gerekse uluslararası kaideler çerçevesinde hukuki değerlendirme yaparak ; görüş ve tavsiye vermektedir.

Ticari işletme hukuku, Şirketler hukuku Ticari şirketlerin alım ve satımı, Haksız rekabet, Şirket yönetimi, Hisse devir işlemleri, şirket devir ve birleşmeleri, Sözleşmeler hukuku, Ortaklık sözleşmeleri, Tasfiye, Kıymetli evrak hukuku, Risk Sermayesi, Sermaye Piyasaları, Kredi sözleşmeleri, Leasing sözleşmeleri alanlarında uzman ve deneyimli kadrosu ile müvekkillerine etkin ve sonuç odaklı hukuki danışmanlık ve dava takibi hizmetleri sunmaktadır.

(0324) 336 55 58

İşçilerin Hakları hakkında bilgilendirme yazısı

Mersin Avukat

İşçilerin bilmesi gereken yasalar/ genel bilgiler

Hemen hemen herkes bir sektörde iş hayatında çalışmakta, veya ayrılmış yada yeni bir sektör iş hayatına atılmak üzeredir., kimimiz mavi yaka olarak işçi statüsünde; kimimizde beyaz yaka olarak işverenlerin ofislerinde ya da genel merkezlerde değişik statülerde çalışmaktayız… halbuki bir gerçek var ki; ister şirketler de CEO ya da GENEL MÜDÜR statüsünde çalışın dilerseniz en alt kademedememur ya da fabrikada bir hizmetli 4857 saseneı yasaa göre hepimiz İŞÇİ olarak aile ekonomimize katkıda bulunmak amacıyla çalışma hayatında inişli çıkışlı harp vermekteyiz…
İşçi Hakları Konusuna başlamadan evvelce ücretin tarifi deneme vakitı çok çalışma vb. gibi konulardan başlayarak işçi haklarından bahsetmeye çalışacağım…
Gelir vergisi yasau md/63 de; Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verdiği para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Yürürlükten kaldırılan (14 madde hariç) 1475 saseneı iş yasau 1 md 1 fıkrasında İŞÇİ TANIMI şu şekilde tanımlanmıştır.
Bir hizmet akdine dayanarak rastgele bir işte ücret karşılığı çalışan şahsa işçi denir

Borçlar yasasında md/393 de ise hizmet sözleşmesini; “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli ya da belirli olmayan vakit ile iş görmeyi ve işverenin de ona vakte ya da oluşturulan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Şeklinde tanımlayarak bağımlılığa da vurgu yapmıştır.
Birleşmiş Milletler işçi haklarını desteklemek amacıyla İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne iki madde eklemiştir. Bu maddeler:
Madde 23
1.Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.
2.Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
3.Çalışan her kimsenin kendine ve ailesine insanlık haysiyetine ideal bir yaşayış gerçekleştiren ve lüzum görülürse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.
4.Herkesin menfaatlerinin korunması amacıyla sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.
Madde 24
Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.
Şimdi işçinin işe girişinden başlama vakitcinden iş sözleşmesini bitirene kadar çalışanın bilmesi lüzumen haklarını kaleme alacağım.
HİZMET AKDİ VE İŞ SÖZLEŞMESİ:
Aşağıda verdiği yasa maddeleri üstüne hem çalışan hem de işveren bakımından kesinlikle iş sözleşmesi ile çalışılması lüzummektedir. Aksi durumda işveren amacıyla SGK idari para cezaları ,çalışan amacıyla ise SİGORTA günleri amacıyla faydalı olmakta ;Aynı vakitte işverenle idari anlaşmazlıklarda kanıt teşkil etmektedir.

Borçlar yasau onuncu bab madde393 de “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen ya da gayri muayyen bir vakitte hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.
Ücret, vakit itibariyle olmayıp oluşturulan işe göre verildiği takdirde dahi işçi muayyen ya da gayri muayyen bir vakit amacıyla alınmış ya da çalışmış oldukça, hizmet akdi tekrar mevcuttur; buna parça üstüne hizmet ya da götürü hizmet denir.
Hizmet akdi ile alakalı hükümler, kıyasen çıraklık akdine tatbik olunur.”

4857 saseneı iş yasau ikinci seksiyon iş sözleşmesi türleri ve feshi kısmında madde 8 de İş sözleşmesi, “bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, başka tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden meydana gelen sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tabi değildir.
Süresi bir sene ve daha çok olan iş sözleşmelerinin makalelı şekilde yapılması zorunludur. Bu belgeler damga vergisi ve her tür resim ve harçtan muaftır.
Yazılı sözleşme yapılmayan durumlarda işveren işçiye en geç iki ay içersinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma vakitını, asli ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, vakitı belirli ise sözleşmenin vakitını, fesih durumunda tarafların uymak mecburiyetinde oldukları hükümleri gösteren makalelı bir belge vermekle yükümlüdür. Süresi bir ayı geçmeyen belirli vakitli iş sözleşmelerinde bu fıkra hükmü uygulanmaz. İş sözleşmesi iki aylık vakit dolmadan sona ermiş ise, bu bulguların en geç sona erme tarihinde işçiye makalelı olarak verilmesi zorunludur.”

Bir işyerine girdiğinizde hizmet akdi ya da iş sözleşmesi imzalamadığınız durumlarda çalışan amacıyla sigorta günlerinde eksik lik çıkar buda emekliliğe tesir eder.

DENEME SÜRESİ
4857 yasa md/15 de deneme vakitı en çok 2 ay ,toplu iş sözleşmeleriyle 4 aya kadar uzatılabileceğini belirtmektedir.
Deneme vakitı bir işçinin işyerine ve işine uyum sağlayıp sağlayamayacağının anlaşılması amacıyla geride bıraktığımız vakitdir. Fakat bunun SİGORTAYLA bir ilgisi yoktur. İşverenler işçileri sigortasız çalıştırmak amacıyla deneme vakitını bahane ederler. İşverenlerin bu tutumu yasa dışı olup işçileri kandırmak ve oyalamak söylemektedirler. 1aylık bir iş amacıyla bile bir işyerine girseniz bile, işveren sizi işe girmeden 1 gün evvelce SSK’ya duyurmak ve sigortalı çalıştırmak mecburiyetindedır.
Peki sosyal emniyette DENEME SÜRESİ var mıdır ? sosyal emniyet yasaunda deneme vakitı hiçbir şekilde yer almamakta ve program kısmı bulunmamaktadır. İşçi çalışmaya başladığı tarih itibariyle işverenler doğrulusunda sigorta bildirimi yapılması zorunludur…
Deneme vakitli iş sözleşmesi ile çalıştırdığı amacıyla işçisini sigortalı yapmayan bir işverenin işyerinde yapılacak araştırmada işçinin sigortasız çalıştırıldığı belirleme edilirse, işveren belirleme tarihinden itibaren bir sene vakitınce beş puanlık indirimden yararlanamaz.
Burada ilgi edilecek nokta ise deneme vakitınde işveren işçiyi işyerinden atarsa ihbar tazminatı ödemekle yükümlüdür,(DİKKAT :işverenler bu yükümlülükten kurtulmak dilerseniz bir ileri makalemde İŞVEREN HAKLARI hususu ile alakalı bu mevzuya değineceğim)
İŞÇİNİN ÇALIŞMASI GEREKEN SÜRELERİ VE NE KADAR FAZLA SÜREYLE ÇALIŞABİLİR:
Yürürlükten kaldırılan 1475 saseneı iş yasau md/61 de çalışma vakitı günlük 7,5; haftada en çok 45 saat olarak belirlenmiş; şu an yürürlükte olan 4857 iş yasaunda md /41 de ise günlük çalışma vakitı yerine haftalık çalışma vakitının temel alınması kabul edilmiştir… Yani haftalık çalışma 45 saat olarak belirlenmiş. Aynı yasaun 45 saati aşan çalışmalarda ise İŞÇİNİN YAZILI ONAYI OLMASI lüzumluliğini yasa koyucu özellikle belirtmiştir.
4857 yasaun md/41-8 bendine göre Fazla çalışma amacıyla üst sınır olarak senede 270 saat öngörülmüşse de bu sınırın aşılması durumunda Yargıtay, bu tür çalışmaları çok çalışma ücretine hak kazandıran çalışmalar olarak değerlendirmektedir (Yarg. 9.H.D.18.11.2008 gün ve 2007/32717 E., 2008/31210 K.)
İşçinin çok çalışma ücretine hak kazanabilmesi amacıyla asli kural, işçiden çok çalışma yapmasının işverence istenmiş olmasıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararına göre, işveren işçiye çok çalışma yapılmamasını makalelı olarak bildirmiş, fakat işçiden çok çalışma gerçekleştirme hedefiyle yerine getirilebilecek bir işin yapılmasını istemişse, çok çalışmanın söz hususu olabileceği ifade edilmiştir (YHGK 28.05.1982 gün ve 1980/9-1702 E., 1982/932 K.)
İSPAT
Fazla çalışmanın ispatı hususu ile alakalı işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç makaleşmaları, kanıt kalitesindedir. Fakat, çok çalışmanın bu tür makalelı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları TANIK BEYANLARI ile sonuca gidilmesi lüzumir… İşyerindeçalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi olası olmayan tanıkların anlatımlarına DEĞER
VERİLMEMEKTEDİR..(Yarg. 9.H.D. 01.04.2008 gün ve 2007/15219 E., 2008/7277 K.)
İHBAR TAZMİNATI:
İş Sözleşmesine ideal olarak hizmet sözleşmesinin ihbar vakitleri tanınmadan feshedilmesi durumunda fesheden tarafa, fesheden doğrulusunda ödeneni tazminata ihbar tazminatı denir.
Süresi belirli olmayan sıksık hizmet akitlerinin 4857 İş Kanununun 17. maddesinde belirti edilen temellara uyulmadan sona erdirilmesi durumunda işi terk eden İŞÇİ ya da işçinin işine son veren İŞVEREN aynı maddede belirti edilen bildirim önellerine dair ücret tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür..
İhbar tazminatı, ihbar öneli verilmemiş işçilere verilmektedir. Eğer, işçiye işyerindeki kıdem vakitıne göre eskiden iş akdinin feshedileceği belirtilmiş ve günlük iki saat iş arama izni kullandırılmış ise, ihbar tazminatı verilmez. Bunun haricinde, işçinin ölümü, emekli olması, eski yasa1475/17-2. ve yeni yasa olan 4857 md/25-2 bendinde kabul edilen nedenlerden ötürü iş akdinin bildirimsiz feshedilmesi durumundaihbar tazminatı ödenmesine lüzum bulunmamaktadır.
4857saseneı iş yasau md/17 de:
1- İşi altı aydan az sürmüş olan işçi amacıyla, bildirimin başka tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta.
2- İşi altı aydan bir buçuk senea kadar sürmüş olan işçi amacıyla, bildirimin başka tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta.
3- İşi bir buçuk seneden üç senea kadar sürmüş olan işçi amacıyla, bildirimin başka tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta.
4- İşi üç seneden çok sürmüş olan işçi amacıyla, bildirimin başka tarafa yapılmasından başlayarak sekiz hafta.
Çalışana ihbar vakitınce iş arama izni ise :
2-4-6-8 haftalık ihbar vakitleri ortamında işveren, çalışana yeni bir iş bulması amacıyla lüzumlu olan iş arama iznini iş saatleri içersinde ve ücret kesintisi yapmadan vermeye mecburdur. Bu iznin vakitı günde iki saatten az olamaz ve işçi isterse iş arama izin saatlerini birleştirerek toplu kullanabilir. İşveren yeni iş arama iznini vermez ya da eksik kullandırırsa o vakitye dair ücret işçiye ödenir. İşveren, iş arama izni sırasında işçiyi çalıştırırsa, çalıştırdığı vakitın ücretini yüzde yüz zamlı öder.

İŞYERİNDE DİNLENME SÜRELERİ:
Ara dinlenmesi vakitlerini Yasa günlük çalışma vakitlerine bağlamıştır. 4857 yasaun md/ 68 ‘göre işçilere;
1) 4 saat ve daha kısa vakitli işlerde 15 dakika,
2) 4 saatten çok ve 7,5 saate kadar (7,5 saat dahil) vakitli işlerde yarım saat,
3)7,5 saatten çok vakitli işlerinde bir saat
ara dinlenmesi verilir.Bu dinlenme vakitleri en az olup Aralıksız verilir. Fakat bu vakitler, iklim, mevsim, o yerdeki gelenekler ve işin kalitesi göz önünde tutularak sözleşmeler ile aralı olarak kullandırılabilir (68/2 ve 3. md.).Ara dinlenmesi, bir işyerinde işçilere aynı ya da değişik saatlerde kullandırılabilir (68/4. md.).Ara dinlenmeleri çalışma vakitınden sasenemaz (68/Son md.)
Bunun neticesi olarak ara dinlenmeleri amacıyla işveren işçiye ücret ödemek mecburiyetinde değildir. İşverenler hakkında; ara dinlenmesi ile alakalı hükümlere muhalefetleri durumunda 4857 saseneı İş Yasası’nın 104. maddesi gereğince, idari para cezası uygulanmaktadır.
KIDEM TAZMİNATI:
Halen yürürlükte olan 1475 md/14 de düzenlenmiştir. Bir işyerinde belirli bir vakit çalışarak hizmet sözleşmesi sona eren işçiye ya da ölümü durumunda meşru mirasçılarına, yasada kabul edilen durumlarda ve hizmet vakitı ile ücretine göre değişen tutarda işverence ödenmesi lüzumen paradır.
Kıdem tazminatını hak etme koşulları:
a) 4857 Saseneı İş Yasası Kapsamında “İşçi” Olma Koşulu
b) Çalışmış bulunduğu işyernde Bir Yıl Çalışmış Olma Koşulu
c) Hizmet Akdinin 4857 (1475 md/14) Saseneı Yasada Belirtilen Sebeplerle Sona Ermesi Koşulu… Bu sona erme koşulları ise:
a)işveren doğrulusunda işten çıkarılma:4857md/25-2 bendi hariç “Sağlık sebepleri, Zorlayıcı sebepler, İşçinin gözaltına alınması ya da tutuklanması durumunda devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim vakitını aşması” neticesi işinden çıkarılan işçi kıdem tazminatını alabilecek hakkı kazanır.
b) İşçi doğrulusunda haklı sebeplerle işten çıkma: İşçinin 4857/24. maddesi uyarınca “Sağlık sebepleri, Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan durumlar ve benzerleri, Zorlayıcı sebepler” ile işinden ayrılan işçi kıdem tazminatını alabilecek hakkı kazanır. Fakat işçi bu durumda yalnızca kıdem tazminatını isteyebilirken, ihbar tazminatı isteyemez.
c) Askere gitme: askerlik hizmeti bundan ötürü iş sözleşmesinin sona ermesi neticesi hak eder. Fakat işten ayrıldığının belli edilmesi amacıyla askerlik şubesinden alınmış Belge’nin işverene verilmesi lüzumir.
d) Emekli olması durumunda: Bağlı bulundukları yasala kurulu kurum ya da sandıklardan yaşlılık, emeklilik ya da malullük aylığı ya da toptan ödeme alabilmek hedefiyle iş sözleşmesinin sona ermesi ile işçi kıdem tazminatını alabilecek hakkı kazanır
e) Emekli olmadan işten çıkma: 506 Saseneı Kanun’ca öngörülen (Geçici madde/ 81-c) sigortalılık vakitını ve prim ödeme gün miktarını tamamlayarak (15 sene 3600 gün koşulu da dahil) kendi talebi ile işinden ayrılan işçi kıdem tazminatı hakkı kazanır. Fakat sosyal emniyet kurumundan makale alması zorunludur.
f) Kadın işçinin evlenmesi: Kadının evlendiği tarihten itibaren bir sene ortamında kendi arzusu ile iş sözleşmesini sona erdirmesi durumunda kıdem tazminatını alabilecek hakkı kazanır. Çok mühim evlenen kadın evlilik cüzdanını işverene göstererek tazminata hak eder
g) Ölüm (çalışanın vefatı): İşçinin vefatı durumunda hak edilmiş tazminat tutarı, yasai mirasçılarına ödenir. vefat ardından ölen işçinin mirasçılarına ytesir sahibi mahkemeden alacakları ölüm ilamı (veraset ilamı) ile işverene başvurdukları anda işçinin hak ettiği kıdem tazminatı miktarı ödenir..
KAYNAK
(1) 193 md/63
(2) 1475 md/1.14.17.61
(3) 6098 md/393
(4) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi md/23 ve 24
(5) 4857 md/8. 15.17.25.41.68.104
(6) Yarg. 9.H.D.18.11.2008 gün ve 2007/32717 E., 2008/31210 K.
(7) YHGK 28.05.1982 gün ve 1980/9-1702 E., 1982/932 K.
(8) Yarg. 9.H.D. 01.04.2008 gün ve 2007/15219 E., 2008/7277 K.
(9) 506 geçici madde 81

Ücretsiz Danışma:

(0539) 238 15 39

(0324) 336 55 58