Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Genel manada avukatlık mesleğinin özelliklerine, bu kapsamda ceza avukatlığına değinmiş, ağır cezalık davalarda bir ağır ceza avukatı olmanın ehemmiyetine vurgu yapmıştım.

Geçen vakit içerisinde karşılaştığım sual ve meseleler, konuyu yine gündeme getirmemi ihtiyaç duyulan kılmıştır.

Bu yazıda, ağırlıklı olarak bir ağır ceza avukatında aranması şart olan özellikleri irdeleyecek, ağır ceza avukatı olmanın mesuliyet ve gereklerine yer vereceğim.

Konuyu, genel hatlarıyla giriş, ağır ceza davalarında uygulamada karşılaşılan meseleler, ağır ceza avukatı olmanın ehemmiyeti ve genel değerlendirme olmak üzere, dört ana başlık altında ele alacağım.

A. Giriş

Malum, yargı örgütü, ana bölümleme olarak adli, yönetimsel ve askeri yargı şeklinde sınıflandırılmıştır. Ceza avukatlığına yönelik olduğundan, değerlendirme adli yargı açısından yapılacaktır. Bu doğrultuda bakıldığında, adli yargı, hukuk ve ceza olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır.

Ceza yargılaması; tahkikat açısından, asal bakımından Cumhuriyet savcıları ve sulh ceza hâkimlikleri, kovuşturma açısından da ceza mahkemeleri aracılığıyla yürütülmektedir. Ceza mahkemeleri ise son zamanlarda, asliye ceza ve ağır ceza olmak üzere, iki ana mahkemeden oluşmaktadır.

5235 sayılı yasanın 12. maddesi uyarınca, ağır ceza mahkemeleri, yasaların ayrı olarak görevli kıldığı hâller gizli kalmak üzere, Türk Ceza Yasasında yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî vesikada düzmececilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Yasasının ikinci kitap dördüncü bölümünün dördüncü bölümünde tanımlanan Devletin güvenliğine karşı suçlar, beşinci bölümünde tanımlanan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, altıncı bölümünde tanımlanan Ulusal savunmaya karşı suçlar ve yedinci bölümünde tanımlanan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları (318, 319, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış ömür boyu mapus, müebbet hapis ve on seneden fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla alakalı dava ve işlere bakmakla görevlidir.

Görüldüğü üzere, ağır cezalık davalar isimleri kadar muhteva itibariyle de ağır suçlardan oluşmaktadır. Bu vesileyle, kendileri kadar avukatlığının da ehemmiyeti büyüktür.

B. Uygulamada Karşılaşılan Meseleler

Ceza yargılamasında malum, re’sen araştırma ilkesi uygulanmaktadır. Dolayısıyla, iyi bir soruşturma ve kovuşturma davanın mukadderatını etkiler. Re’sen araştırma ilkesi sebebiyle, iyi bir savcı ve yargıç kontrolündeki bir davanın seyri de iyi olacak, adil bir neticeye erişmekte büyük rol oynayacaktır. Ancak, yeterince birikimli olmayan veya kendini veremeyen bir savcı ve yargıç idarenindeki bir davanın aynı şekilde adaletsiz bir netice yaratabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.

Ülkemizde, soruşturma ve kovuşturma dosya sayısının milyonlarla dile getirildiği ve ancak oniki bin savcı ve yargıcın görev yaptığı gözetildiğinde, tüm soruşturma ve kovuşturmaların sıhhatli sonuçlanmasını beklemek büyük bir iyimserlik olur. Nitekim bu yüzden, sık sık soruşturmaların ve yargılamaların adaletsiz sonuçlandığından yakınılır.

Yukarıda izah eden hatalı sonuçların önüne geçmenin en ehemmiyetli yolu yargıya yardımcı olmaktır. Natürel olarak bunu da yapacak olan avukatlardır.

Gerek yargıç ve Ağır Ceza Mahkemesi başkanı, gerek Yargıtay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığım dönemlerde bizzat edindiğim gözlemlerden ve gerekse emekli olduğum 2013 seneninden bu yana karşılaştığım yakınmalardan, bir hayli dosyada ne yazık ki avukatların yargılamaya ciddi bir katkı sağlamadığını veya sağlayamadığını görüyorum.

Uygulamada, avukatların ceza yargılamasına katkı sağlamada yaşadıkları sıkıntının temelinde yatan etkenin, büyük ölçüde ihtisas alanı farklılığından kaynaklandığını gözlemledim. Bu kapsamda, sözgelişi daimi icra avukatlığı yapan ve belki hayatı süresince özel ihtisas gerektiren bir uyuşturucu davasına şahit olmamış bir avukat, belirtilen bir davada katkı sağlayamamaktadır. Aynı mesele, ağırlaştırılmış ömür boyu, ömür boyu veya 15-20 senelik mapus cezalarını gerektiren öldürme, yağma, düzmececilik, dolandırıcılık gibi suçlarda da kendini göstermektedir.

Dava dosyalarını incelerken karşılaştığım hatalar, daha çok, şart olan yerde müdahale etmeme, aleyhe gitmekte olan gelişmeyi görmeme, var olan bir ispatın değerlendirme dışı bırakılmasına suskun kalma, uydurulan bir delilin sonradan yaratıldığını fark etmeme, dosyaya yeterince hakim olmama, hangi davada ne tür delillerin toplanması gerektiğini bilmeme, müddetlerin farkında olmama, yargılama yolunu yeterince bilmeme şeklinde kendini göstermektedir. Bu nedenleri daha da artırmak imkanlıdır.

Davanın taraflarından aldığım belli başlı yakınma ve tesbitler, sadece tanıdık olunduğu için, uygun fiyat söylendiği veya ücret alınmadığı için, net salıverdiririm veya net salıverilme ettiririm dendiği için, netice almada belirli bir üst müddet verildiği için, görülen dava ile ilgili gerçekte yeterli bilgi sahibi olunmadığı halde uzmanmış gibi izlenim bırakıldığı için, adli olmaktan çok değişik yollarla netice alınacağı teminatı verildiği için avukatın tutulduğu şeklindedir.

Bu ve buna benzer örnekleri artırmak imkanlıdır. Kolay bir örnek vermek gerekirse, Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığı yaptığım dönemde, bir yargılama esnasında, maznun hakkında Cumhuriyet Savcısının daha az ceza öngören legal savunma hudutlarının aşılması kararlarının uygulanmasını istediği bir davada, sanık avukatının ısrarla müvekkili için daha çok ceza öngören haksız tahrik kararlarının uygulanmasını istediğine bizzat şahit olmuşumdur. Bundan çıkardığım sonuç, ağır ceza davasında sanık vekilliği yapan tüm avukatların ceza hukuku alanında yeterli bilgiye sahip olmadığı ve müvekkili lehine davranamadığıdır.

B. Ağır Ceza Avukatı Hangi Özelliklere Sahip Olmalıdır

Bir evvelki yazımda, tüm hukuk dallarında yarım bilgi sahibi olmaktansa, belirli bir dalda uzmanlaşmanın ehemmiyetine değinmiştim. İnancım odur ki, her şeyi bildiğini iddia eden, aslında her şeyin bilinemeyeceğini bilmeyendir. Diğer anlatımla, her şeyi yaparım demek, hiçbir şeyi tam yapamamak demektir.

Ne yazık ki ülkemizde avukatlıkta uzmanlaşma müessesesi yoktur. Çoklukla ağır ceza davası alan avukatlara da ağır ceza avukatı değil ceza avukatı denmektedir. Ceza avukatı tabiri de resmi bir unvan değil halk arasındaki bir söylemdir. Halk arasında ceza soruşturmalarını ve davalarını takip eden avukatlara ceza avukatı denilmektedir.

Ağır ceza avukatı, ceza avukatı, iyi veya çok iyi ağır ceza yahut ceza avukatı, hangi dava ve ispat olursa olsun, müvekkilini salıverilme ettiren veya müvekkili lehine salt netice alan avukat demek değildir. En iyi ceza avukatı da olsa, avukatın işlevi, davaya katkı sağlamaktır. Müvekkil lehine görülemeyenlerin görülmesini sağlamak, teorik ve uygulama alanından kaynak bulmak ve bunları yerinde ve vaktinde kullanmak, eksiklikleri ve hataları fark etmek ve gidermeye çalışmaktır.

İyi bir ceza avukatı, istisnai vaziyetler mevzubahis olmadıkça hukuk davası almaz. Uzmanlaşma her alanda olduğu gibi ceza avukatı olmada da büyük ehemmiyet taşımaktadır. Bu vesileyle, “iyi bir ceza avukatı veya ağır ceza avukatı hangi özelliklere sahip olmalıdır?” sorusuna verilecek cevap, ilk olarak alanında iyi olmaktır. Ceza ile ilgili kendini geliştirmiş, bu alanı bir uzmanlık olarak görmüş olmaktır. Aslında iyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özellikler kendi isminde saklıdır.

Her şeyden önce ceza hukukunu iyi bilmek gerekir. İyi bir ceza avukatı, ceza usulünü çok iyi bilmelidir. Usulü iyi bilmeyen, esas hakkındaki bilgisini de tam olarak yansıtamaz. Usul esasın lideridir. Hukuk ve ceza usulünün ciddi farklılık gösterdiği sistemimizde, hem hukuk hem de ceza alanında uzman olmak hemen hemen imkansız denecek kadar zordur. Otuz seneye yakın kısmen hukuk ve büyük ölçüde ceza yargıçlığı yapmış biri olarak, bir hukukçunun, dolayısıyla bir avukatın her ikisinde bu arada uzmanlaşabileceğine inanmıyorum. Nitekim bende kendimi çok kısa bir hukuk yargıçlığından sonra, sulh ceza, asliye ceza yargıçlığı ve ağır ceza mahkemesi başkanlığı yapmak ve en son Yargıtay Cumhuriyet Savcılığından emekli olmak suretiyle ceza hukuku alanında geliştirdim. Bu yüzden, bilgi sahibi olduğum halde, avukatlık yaparken hukuk davası almamaya önem verdim. Avukatlık mesleğini yürüttüğüm sürece bunu böyle devam ettirmeyi de düşünüyorum. Unutulmamalı ki, özgürlüğü kısıtlamak, insana verilebilecek en büyük cezalardandır. Bu yüzden insan özgürlüğü ile direk ilintili bulunan ceza avukatlığı aynı paralellikte önem taşımaktadır.

İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri, isminden da anlaşılacağı üzere, ağır ceza avukatı olmak, diğer bir anlatımla cezanın ağırını bilmektir. Ceza hukuku geniş bir alandır. Ceza davaları da aynı doğrultuda çok kapsamlıdır. Burada önemli olan husus, ceza içerisinde ağır cezaya da yeterince hakim olmaktır.

Ağır ceza avukatı, ağır cezalık davalarda uzmanlaşmış avukat demektir. Ağır cezalık davalar ise yukarıda izah etmiştir. Bu kapsamda bakıldığında, ağır cezalık suçlar konusunda tecrübeli olmak, kendini geliştirmiş olmak gerekir. Yedi seneye yakın ağır ceza mahkemesi başkanı, on iki sene kadar da Yargıtay Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla ağır cezalık davalara bakan bir uygulayıcı ve sonrasında ağırlıklı olarak ağır cezalık davaları takip eden bir avukat olarak, ağır cezalık davalara ve dolayısıyla uygulamadaki isimiyle ağır ceza avukatlığına kendimi yakın hissediyor ve hukuk davası almamaya önem veriyorum. Görüşüm odur ki, ceza avukatı, hukuk avukatı, idari yargı avukatı gibi alanlarda uzmanlaşma olmadıkça ne iyi bir ağır ceza avukatı ne de iyi bir hukuk veya idari yargı avukatı olunabilir.

İyi bir ağır ceza avukatında aranması gereken özelliklerden biri de, isminde da bulunduğu üzere ceza avukatlığında iyi olmaktır. İyi kavramını uzmanlaşma şeklinde anlamak gerekir. Ceza veya ağır ceza konusunda bilgi sahibi olmak iyi bir ağır ceza avukatı olmak için yeterli değildir. Halk dilinde de olsa bu sıfatı alabilmek için, imkanlı olduğu kadar ceza alanında kendini geliştirmek koşuldur. Tabiidir ki, uzmanlaşma, çok fazla emek ve mesai gerektirir. Bu da ancak birikimle veya diğer hukuk alanlarına harcanacak zamana karşılık yalnızca bu alana odaklanıp sürekli kendini geliştirmekle imkanlıdır. Halk arasında yaygın olan “iyi bir ağır ceza avukatı sanığı ipten alır” sözü de ancak böyle gerçekleşebilir.

Yukarıda yazılı özelliklere sahip olan bir avukatın, tabii olarak özgüveni yüksek olur. Buşekilde kendine güvenle işe koyulan bir avukatın muvaffakiyet talihi da aynı doğrultuda olur. Bu güven istenen sonucu da beraberinde getirir.

C. Genel Değerlendirme

Avukatlık bir savunma sanatıdır. Ceza avukatlığı, kişinin onurunu, hak ve özgürlüklerini savunmakla yakın alakalıdır. Bu nedenle, bir ağır ceza avukatı, hukuka ters seyre karşı gerekli etken rol oynayarak hukuk devletinin oluşumuna katkı sağlar.

İster sanık, ister zarar gören olsun, ne kadar erken avukatın yardımından faydalanılırsa avukatın katkısı o derece yüksek olur.

İyi bir ağır ceza avukatı, üzerine aldığı sorumluluğun şuurundadır. Alakaların duymak istediklerini değil, gerçek vaziyetin ne olduğunu aktarır. Emin bir ceza avukatı, asla davanın sonucu konusunda garanti vermez. Bilhassa, salıverdireceğini, beraat ettireceğini, kesin olarak davayı belli bir istikamette sonuçlandıracağını söyleyenlere temkinle yaklaşılmalı, saygı gösterilmemelidir. Ne yazık ki, bu konuda piyasada ciddi dolandırıcılar vardır. Yargıca, savcıya para vererek veya başka yolla netice alacağını söyleyenlere inanılmamalıdır.

İyi bir ağır ceza avukatı bulduğunuza karar vermeden önce, birebir görüşmekte fayda vardır. Böylelikle avukatın üzerinizde bırakacağı tesir sizi avukatı belirlemede büyük rol oynayacaktır.

Unutulmamalı ki, bir avukat bir davanın neticesiyle alakalı garanti veremez. Bu yüzden, iyi ağır ceza avukatı ararken, sonuçla alakalı net netice bildirenden çok, güven veren, netice almak için en iyi takibi yapmaya ehil ve birikimli olduğuna inanılan avukat seçenek edilmelidir.

 

Mersin Hukuk Bürosu İletişim:  (0324) 336 55 58

İş Mahkemesi Nedir Detaylı Bilgi

İş Davası Avukatı Mersin

İş Mahkemesi Nedir Detaylı Bilgi
İş mahkemesi, iş hukuku uyuşmazlıklarından meydana gelen alacak, tazminat, tespit vb. iş davalarına bakmakla görevli hukuk mahkemesidir (7036 sayılı İş Mahkemeleri Yasayı). İş mahkemesi, özel mahkeme niteliğinde olan bir ilk derece mahkemesidir.

İş mahkemeleri, genel olarak işçi ile patron arasında çıkan uyuşmazlıklar ile Sosyal Güvenlik Müessesesi’nun (SOSYAL GÜVENLİK KURUMU) taraf olduğu uyuşmazlıkları çözmekle görevlidir. Özel hukuk davalarına bakmakla görevli hukuk mahkemeleri genel olarak üçe ayrılır:

Asliye Hukuk Mahkemesi,
Sulh Hukuk mahkemesi,
Özel Mahkemeler (İş Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi, Asliye Ticaret Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Kadastro Mahkemesi vb. ).
Asliye hukuk mahkemesi ve sulh hukuk mahkemesi özel hukuk uyuşmazlıklarına bakmakla görevli temel iki mahkemedir. Genel mahkemelerden olan asliye hukuk mahkemesinin görevi asıl, sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisnadır. Özel bir yasa kararı ile açıkça sulh hukuk mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yasada belirli bir uyuşmazlık türü için açıkça özel bir mahkemenin görevli olduğu kabul edilmişse, uyuşmazlığı çözmeye görevli mahkeme yasanın belirlediği o özel görevli mahkemedir. İş mahkemesi, özel bir yasa olan “7036 sayılı İş Mahkemeleri Yasayı” ile kurulduğundan özel mahkeme statüsüyle görev yapmaktadır. Belirli kişiler arasında çıkan uyuşmazlıklara veya belli çeşit uyuşmazlıklara bakmak için heyetmiş olan mahkemelere “özel görevli mahkemeler” denir. Özel ve genel görevli mahkemeler arasındaki ilişki bir görev ilişkisidir.

İş Mahkemesinin Görevleri Nelerdir?
İş mahkemesinin görevleri şunlardır (7036 sayılı İş Mahkemeleri Yasayı m.5):

İşçiler ile patron veya patron vekilleri arasında, iş ilişkisi hasebiyle sözleşmeden veya yasadan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına iş mahkemesi bakmakla görevlidir. İşçiler haricinde gemi adamları ve gazetecilerin iş ilişkisi nedeniyle açtıkları her türlü dava ile ilgili yargılama yapma görevi de iş mahkemesine aittir.

İşçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı gibi tazminat alacaklarına ait davalar iş mahkemesinde görülür.
Fiyat alacağı, fazla mesai alacağı, yıılık fiyatlı müsaade alacağı gibi alacak davalarına da iş mahkemesi bakmakla görevlidir.
İş kazasından kaynaklanan maluliyet veya ölüm nedeniyle tazminat davası iş mahkemesinde görülür.
İş hukukundan kaynaklanan tespit davaları iş mahkemesinde görülür. Sözgelimi, yaşlılık aylığına veya emekliliğe hak kazanıldığına ilişkin tespit davaları, hizmet tespiti, maluliyetin tespiti, iş kazasının tespiti gibi davalar iş mahkemesinde görülür.
İşe iade davalarına iş mahkemeleri bakmakla görevlidir.

Sosyal Güvenlik Müessesesi (SOSYAL GÜVENLİK KURUMU) veya Türkiye İş Müessesesinin taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından meydana gelen uyuşmazlıklara, iş mahkemeleri bakmakla görevlidir (Yönetimsel para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Yasanın geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariçtir).

Diğer özel yasalar iş mahkemesini bilhassa görevli kılmışsa, iş mahkemeleri bu özel yasaların verdiği görevleri de yerine getirmek zorundadır.

İş Davalarında Dava Koşulu Olarak Mecburi Arabuluculuk
Arabuluculuk; bir özel hukuk uyuşmazlığının tarafı olan kişilerin, özgür istemleriyle seçtikleri tarafsız ve uzman bir üçüncü kişinin (aracı) hakemliğinde, dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra müracaat ettikleri bir uyuşmazlık çözüm metodudur. Kimi uyuşmazlıklar için iş mahkemesine dava açılmadan önce arabulucuya gitme zorunluluğu vardır. Zaruri arabuluculuk, bu uyuşmazlıklar açısından dava koşuludur. Başka bir deyişle, arabulucuya gitmeden direk iş mahkemesine açılan dava, dava koşulu yokluğu nedeniyle reddedilir (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3).

İşçi ve işveren arasındaki iş ilişkisinden kaynaklanan aşağıdaki uyuşmazlıklar için iş mahkemesine dava açılmadan önce arabulucuya müracaat edilmesi zaruridir:

Kıdem, ihbar, kötüniyet tazminatları,

Fiyat alacağı (aylık), fazla çalışma fiyatı veya senelik fiyatlı izin alacakları, genel tatil fiyatları, ulusal ve dini bayram tatil fiyatları,

İşe iade davası,

İş Davası Avukatı Mersin Hakkında Makale

İşçi ile işverenin birbirine hakaret etmesinden kaynaklanan tazminat davaları.

Yukarıdaki davalar dışında kalan tüm iş hukukundan kaynaklanan davalar doğrudan iş mahkemesinde açılabilir. Mesela, tespit davaları, iş kazasından meydana gelen tazminat davaları arabuluculuk yoluna gidilmeden direk iş mahkemesine dava açılabilir.

İş Mahkemesinin Yargılama Usulü Nasıldır?
İş mahkemelerinde kolay yargılama usulü uygulanır (7036 sayılı Yasa m.7). Kolay yargılama usulünün özellikleri şunlardır:

Kolay yargılama usulünde mahkemede dava açılması ve davaya cevaplaması bir arzuhal ile olur.

Yanıt müddeti, dava arzuhalinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Taraflar yanıta yanıt ve ikinci yanıt arzuhali veremezler.

Taraflar arzuhalleri ile beraber, tüm kanıtlarını açıkça ve hangi vakıanın kanıtı olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan kanıtlarını arzuhallerine ilave etmek ve başka yerlerden getirilecek vesika ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere arzuhallerinde yer vermek zorundadır.

İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı yanıt arzuhalinin mahkemeye verilmesiyle başlar.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasasının yasa yollarına ait kararları, iş mahkemelerince verilen kararlar ile ilgili da uygulanır. Yasa yoluna müracaat müddeti, ilamın taraflara tebliğinden itibaren işlemeye başlar. Yasa yoluna müracaatlan kararlar, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtayca acelelikle karara bağlanır.

Yetkili İş Mahkemesi Nasıl Belirlenir?
İş davalarına bakmakla görevli iş mahkemeleri şu şekilde belirlenir (7036 sayılı İş Mahkemeleri Yasayı m.6):

İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir.

Davalı ansızın fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

İş kazasından doğan tazminat davalarında, iş kazasının veya zararın olduğu yer ile zarar gören işçinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir

İş mahkemelerinin yetkilerine ait olarak diğer yasalarda yer alan kararlar gizlidir.

Bu madde kararlarına ters yetki sözleşmeleri geçersizdir.

İş Mahkemesinin Görevsizlik Kararı
Görevine girmeyen bir konuyla alakalı dava açıldığı takdirde iş mahkemesi görevsizlik kararı verir. Görevsizlik kararı veren iş mahkemesi bu kararında dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesine karar vermekle kanaat eder. Dava dosyasını spontane (re’sen) görevli mahkemeye gönderemez.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 20. maddesi kararı uyarınca; taraflardan birinin görevsizlik kararının netleştiği tarihten itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye müracaat ederek dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini istemesi gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki; bu müddet hak düşürücü nitelikte olup mahkemece re’sen gözetilir. Hak düşürücü süre içerisinde dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi başvurusu yapılmadığı takdirde, iş mahkemesi tarafından davanın açılmamış sayılmasına karar verilir Mersin İş Avukatı

İş mahkemesinin görevsizlik kararına karşı 2 hafta içinde istinaf mahkemesine (bölge adliye mahkemesi) istinaf başvurusu yapılabilir. İstinaf mahkemesinin mahalli mahkemenin görevi konusunda verdiği karar nettir.

İş Mahkemesi Kararlarının İstinaf veya Temyiz Edilmesi
İş mahkemesi kararlarına karşı istinaf müracaatı yapılması olasıdır. İstinaf, İş mahkemesi tarafından verilen kararın hem parasal vakıa hem de adli açıdan bir üst mahkeme tarafından yine değerlendirilmesini sağlayan bir yasa yoludur. İstinaf yasa yoluna müracaat müddeti, İş mahkemesi kararının usulüne uygun bir şekilde taraflara tebliği edildiği günden itibaren 2 haftadır. İstinaf müracaatı, bölge adliye mahkemesine gönderilmek üzere kararı aleyhine müracaat yapılan İş mahkemesine bir istinaf arzuhali verilerek yapılır.

İş mahkemesi kararlarına karşı istinaf müracaatı yapılabilmesi için şu koşulların gerçekleşmesi gerekir:

Aleyhine istinaf müracaatı yapılan iş mahkemesi kararındaki davanın miktar ve değeri 3110 TL’yi aşmalıdır (HMK 341/2). Miktar ve değeri 3110 TL’yi aşamayan iş mahkemesi kararları net olduğundan aleyhine istinaf müracaatı yapılamaz.

Kaide olarak ara kararlar aleyhine istinaf müracaatı yapılamaz. Ancak, ihtiyati önlem ve ihtiyati haciz gibi kararlar ara kararı olmasına karşın son kararı beklemeden bu kararlar aleyhine istinaf müracaatı yapılması olasıdır (HMK 341/1).

Temyiz, iş mahkemesi kararı ile ilgili istinaf incelemesi neticesinde verilen kararın, hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığı açısıdan denetlenmesini sağlayan bir yasa yoludur. İş mahkemesi kararlarının temyiz edilmesi de olasıdır.

İş mahkemesi kararları ile ilgili istinaf mahkemesinin verdiği kararlar aleyhine temyiz yasa yoluna müracaat edilebilmesi için şu koşulların sağlanması gerekir:

Aleyhine temyiz müracaatı yapılan istinaf mahkemesi kararında yer alan miktar ve değer 41.530 TL’yi aşmalıdır (HMK 362/1-a). Miktar ve değeri 41.530 TL’yi aşamayan istinaf mahkemesi kararları kesin olduğundan aleyhine temyiz başvurusu yapılamaz.

İstinaf mahkemesinin ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz gibi kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurulamaz.